Kanada'daki McGill Üniversitesi araştırmacıları, vücudu korumakla görevli bağışıklık hücrelerinin bazı erken evre meme kanseri türlerinde bariyerleri zayıflatarak tümörün yayılmasına yol açtığını keşfetti. Cell Reports Medicine dergisinde yayımlanan bulgu, hangi hastaların gereksiz ameliyat ve radyasyondan kurtulabileceğini belirlemede kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. NÖTROFİLLER KORUYUCU BARİYERİ NASIL DELİYOR? Taramalar sırasında tespit edilen meme kanserlerinin beşte biri ile üçte birini oluşturan DCIS, normal şartlarda vücutta ince bir koruyucu hücre tabakası (bariyer) tarafından kontrol altında tutuluyor ve kanser hücrelerinin çevre dokulara yayılması engelleniyor. Ancak McGill araştırmacıları, enfeksiyonlarla savaşmasıyla bilinen "nötrofil" adı verilen bağışıklık hücrelerinin bu süreçte kilit bir rol oynadığını saptadı. Nötrofillerin salgıladığı "nötrofil elastaz" adlı özel bir enzimin, bu koruyucu bariyeri zayıflatarak kanser hücrelerinin çevreye yayılmasına (invazivleşmesine) zemin hazırladığı kanıtlandı. Laboratuvar ortamında söz konusu hücreler veya enzim bloke edildiğinde, koruyucu bariyerin sağlam kaldığı gözlemlendi. HANGİ ERKEN EVRE KANSERLERİN TEHLİKELİ OLDUĞU ÖNCEDEN BİLİNECEK Meme kanseri tedavisindeki en büyük açmazlardan birini oluşturan DCIS vakalarında, hastaların büyük kısmı lezyonlarının ileride hayati tehlike yaratıp yaratmayacağını bilmeden ağır cerrahi operasyonlara, radyasyona ve kemoterapiye maruz kalıyor. Çalışmanın baş yazarı Tarek Taifour, hangi lezyonların zararsız kalacağını hangilerinin yayılacağını bugüne kadar güvenilir şekilde tahmin edemediklerini belirterek, bu mekanizma sayesinde en yüksek risk taşıyan hastaların erkenden tespit edilebileceğini vurguladı. Kıdemli yazar Prof. Dr. William Muller ise kanserin normal bağışıklık süreçlerini kendi lehine nasıl manipüle ettiğini bu çalışmayla net bir şekilde ortaya koyduklarını ifade etti. GEREKSİZ AMELİYAT VE TEDAVİLERİN ÖNÜNE GEÇİLECEK Araştırma ekibi, nötrofil elastaz enziminin gelecekte bir "biyobelirteç" (işaretçi) olarak kullanılabileceğini öngörüyor. Bu sayede hekimler, hastanın risk profiline göre kişiselleştirilmiş tedavi planları oluşturabilecek; kanseri ilerleme riski taşımayan hastalar ise yıpratıcı tıbbi müdahalelerden kurtulabilecek. Teksas Üniversitesi ile ortaklaşa yürütülen bu kapsamlı çalışmanın, meme kanseri erken teşhis protokollerinde yepyeni bir dönemin kapısını aralaması bekleniyor.