Bir odada ışıklar açık ve herkes elektrik faturasının yükseldiğini biliyor. Ancak kimse kalkıp ışığı kapatmıyor. Çünkü herkes, “Nasıl olsa birazdan biri kapatır” diye düşünüyor. Sorun tam da burada başlıyor. Ortak çıkar için bir kişinin harekete geçmesi gerekirken, gruptaki bireylerin her biri sorumluluğu bir başkasının üstlenmesini bekliyor. Sosyal psikoloji ve oyun teorisinin dikkat çeken konularından biri olan The Volunteer’s Dilemma , insanların neden bazen kendi çıkarlarıyla grubun çıkarı arasında sıkışıp kaldığını açıklamaya çalışıyor. GÖNÜLLÜNÜN İKİLEMİ NEDİR? The Volunteer’s Dilemma, Türkçeye “ Gönüllünün İkilemi ” olarak çevrilebilecek bir oyun teorisi problemidir. Temelinde, bir grubun tamamının fayda sağlayacağı bir sonucun ortaya çıkması için en az bir kişinin maliyet veya risk üstlenerek harekete geçmesi gerekir. Örneğin bir binada yangın alarmının çaldığını düşünelim. Yangını fark eden ilk kişinin itfaiyeyi araması herkesin güvenliği açısından önemlidir. Ancak aramayı yapmak için kişinin kendi zamanını harcaması, yanlış alarm verme ihtimaliyle uğraşması veya sorumluluk üstlenmesi gerekir. Herkes aynı anda “Bir başkası aramıştır” diye düşünürse kritik dakikalar kaybedilebilir. “NEDEN BEN?” DÜŞÜNCESİ DEVREYE GİRİYOR İkilemin en dikkat çekici noktası, kişinin aslında çözümün gerekli olduğunu bilmesine rağmen ilk adımı atmak istememesidir. Çünkü gönüllü olan kişi bir bedel öderken, diğerleri herhangi bir bedel ödemeden aynı sonuçtan faydalanabilir. Bu durum, birey açısından oldukça cazip bir seçenek yaratır: Başkası harekete geçsin, ben de ortaya çıkan faydadan yararlanayım. Ancak herkes aynı hesabı yaptığında ortada gönüllü kalmayabilir. GÜNLÜK HAYATTA NERELERDE KARŞIMIZA ÇIKIYOR? Gönüllünün ikilemi yalnızca teorik bir oyun değildir. Günlük yaşamda farkında olmadan defalarca karşılaşılabilir. Bir iş yerinde ortak kullanılan mutfağın temizlenmesi, apartmanda bozulan bir lambanın değiştirilmesi, arkadaş grubunda herkesin katılacağı bir organizasyonun planlanması ya da sokakta yardıma ihtiyaç duyan birine ilk kişinin müdahale etmesi bu duruma örnek gösterilebilir. Her durumda ortak bir sonuç için bir kişinin ilk adımı atması gerekir. Fakat bireylerin önemli bir bölümü, bu sorumluluğu başkasının üstlenmesini bekleyebilir. GÖNÜLLÜ OLAN KİŞİ NEDEN HAREKETE GEÇİYOR? Peki herkes sorumluluktan kaçınırken bazı insanlar neden gönüllü oluyor? Burada kişisel değerler, toplumsal normlar, vicdan, risk algısı ve başkalarının davranışlarına ilişkin beklentiler devreye girebilir. Kişi, harekete geçmenin maliyetini göze alarak ortak faydanın oluşmasına katkıda bulunabilir. Öte yandan gruptaki kişi sayısı da davranışı etkileyebilir. İnsanlar, kalabalık gruplarda sorumluluğun daha fazla paylaşılacağını düşünerek ilk adımı atma konusunda daha isteksiz davranabilir. EN İLGİNÇ TARAFI: HERKES KAZANABİLİR AMA KİMSE İLK ADIMI ATMAYABİLİR The Volunteer’s Dilemma'nın ortaya koyduğu temel çelişki oldukça basit: Bir kişinin harekete geçmesi herkes için iyi olabilir, fakat o kişinin harekete geçmesi kendisi açısından maliyetli olabilir. Bu nedenle bireysel açıdan mantıklı görünen davranışlar, grubun tamamı açısından kötü bir sonuca yol açabilir. İkilem, insanların yalnızca “Ne yapmalıyım?” sorusuyla değil, aynı zamanda “Diğerleri ne yapacak?” sorusuyla da karar verdiğini gösteriyor.
'Nasıl olsa biri yapar' diyenler dikkat! Bu davranışın bilimsel bir açıklaması var
Bir grubun ortak bir sorunu çözmesi gerektiğinde herkes aynı şeyi düşünür: “Biri mutlaka yapar.” İşte bu düşünce, sosyal bilimlerde “The Volunteer’s Dilemma” yani “Gönüllünün İkilemi” olarak adlandırılan ilginç bir davranış biçimini ortaya çıkarıyor.
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…