Sırbistan 'daki Marks21 sosyalist çevresinin ve Londra merkezli sosyalist yayın ve kampanya ağı Counterfire'ın üyesi olan Marksist yazar, siyasal yorumcu ve sosyalist aktivist Dragan Plavšić'in 26 Ekim 2026'da Counterfire'da yayımlanan Sırbistan seçimlerinde Öğrenci Listesi 'nin zaferini değerlendiren “Sırbistan’daki öğrenci hareketi belirleyici bir seçim zaferi kazandı” başlıklı yazısını paylaşıyoruz. 2003'te yayımlanan Balkan Sosyalist Geleneği ve Balkan Federasyonu, 1871–1915 (The Balkan Socialist Tradition and the Balkan Federation, 1871–1915) başlıklı kitabın editörlüğünü Andreja Živković ile birlikte üstlenen Plavšić'in çalışmaları ağırlıklı olarak Balkanlar'ın siyasal tarihi, milliyetçilik, sosyalist hareketler ve emperyalizm üzerine. Kosova, Bosna-Hersek ve Sırbistan'ı konu alan yazılarında milliyetçiliği eleştirirken Balkan halkları arasında sosyalist dayanışmayı savunan yazar, Rusya, Çin, NATO ve Avrupa Birliği arasındaki uluslararası güç ilişkilerini de sınıfsal bir perspektiften değerlendiriyor. Makaleleri Counterfire ve LeftEast gibi yayınlarda çıkan Plavšić, Sırbistan'daki öğrenci hareketinin seçim zaferini de neoliberalizme karşı toplumsal mücadele ve demokratik örgütlenme bağlamında değerlendiriyor. Sırbistan'daki parlamento seçimlerinde Öğrenci Listesi'nin kazandığı zafer muazzam. İlk kez seçimlere katılan liste, 250 sandalyenin tahminen 140'ını kazanarak çoğunluğu elde etti. Başbakanlık makamına sorunsuzca geçip iktidarı da beraberinde taşımayı uman otoriter Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić'in 14 yıllık iktidar hâkimiyeti, öğrencilerin öncülük ettiği kitlesel hareket tarafından kesin biçimde kırıldı. İki yıl önce, yeniden inşa edilmiş bir tren istasyonunun çökmesi ve 16 kişinin ölmesiyle başlayan hareket, 2025'te bir başbakanı istifaya zorlamıştı. Şimdi de cumhurbaşkanını görevinden ayrılmak zorunda bıraktı. 2024'ten bu yana süren kitle hareketleri kararlı ve kesintisizdi. Yalnızca Vučić'e değil, muhalefete de yönelen köklü bir halk hoşnutsuzluğundan güç alan bu hareketler, geleneksel siyasete güvenini kaybetmiş insanlar bağımsız biçimde örgütlendiklerinde kökleşmiş bir siyasal düzenin devrilebileceğini gösterdi. Ancak zafer ne kadar büyük olursa olsun, hayati bir soruyu gündeme getiriyor: Kolektif eylem ve demokratik katılım üzerine kurulu bir hareket devlet kurumlarına girdiğinde ne olur? Bu sorunun yanıtı, Sırbistan siyasetinde yeni ve ilerici bir dönemin açılması olasılığı ile bir fırsatın daha kaçırılması tehlikesi arasındaki dengede yatıyor. Sonuç, büyük ölçüde hareketin kendisini iktidara taşıyan kitlesel seferberliklerle bağını koruyup koruyamayacağına, aynı zamanda Avrupa'nın dört bir yanında yayılmakta olan neoliberalizme karşı geniş çaplı toplumsal başkaldırıyla birleşip birleşemeyeceğine bağlı olacak. Trajediden isyana Kasım 2024'te istasyonun peronu üzerindeki sundurmanın çökmesiyle yaşanan trajedi, Vučić yönetiminin yolsuzluğunu, kayırmacılığını ve hesap verme sorumluluğunun ekonomik ve siyasal bağlantılarla geçiştirilmesini açığa çıkardı. Bunu izleyen öfke dalgasının yükselişine, istasyonun yeniden inşasıyla ilgili belgelerin yayımlanmasını ve sorumluların yargılanmasını talep eden öğrenciler öncülük etti. Hesap verme sorumluluğu talebiyle başlayan hareket, hızla Vučić'e karşı daha geniş bir isyana dönüştü. Daha da önemlisi, hareket yalnızca tek tek suistimallere değil, sıradan insanların yaşamlarını yöneten kurumlar üzerinde güçten yoksunluğunun kaçınılmazlığına dair temel varsayıma da meydan okudu. Üniversite işgalleri, gösteriler, yol kesme eylemleri ve mitingler Sırbistan'ın dört bir yanına yayıldı. Öğrenciler kentler ve köyler arasında gidip gelerek, zenginlere ve güç sahiplerine hizmete fazlasıyla alışmış bir siyasal sistem tarafından uzun süredir terk edilmiş insanlarla dayanışma bağları kurdu. Öğretmenler, üniversite çalışanları, işçiler ve diğer yurttaşlar da onlara katıldı. Öğrenciler mücadelenin harekete geçirici gücü haline geldi. Resmî muhalefetten kararlı bir biçimde bağımsız kalmaları ve üniversite genel kurullarında (plenumlarda) kolektif tartışma ve karar alma ilkesine bağlılıkları, hareketin en belirleyici güç kaynağıydı. Mücadelenin sonraki adımı seçimlere katılma kararı oldu. Hareket, üniversitelerden ve toplumun daha geniş kesimlerinden gelen adaylarla kendi seçim listesini oluşturdu. Adaylar üniversite ve fakülte genel kurullarında önerildi; seçilmeden önce öğrenciler tarafından kolektif olarak titizlikle değerlendirildi. Adayların hiçbiri öğrenci değildi. Aslında, daha önce siyasal bir partiyle bağlantısı bulunmayan akademisyenlerden, doktorlardan, aktivistlerden ve yurttaşlardan oluşan liste —aralarında Sırbistan Merkez Bankası'nın eski başkanı ve eski bir basketbol yıldızı da vardı— oldukça heterojen bir bileşim ortaya çıkardı. Gücünü kitlesel bir demokratik hareketten alıyor olsa da, siyasal yönelimi belirsizdi ve dolayısıyla hem içeriden hem de dışarıdan gelebilecek güçlü baskılara açıktı. Vučić rejimi açısından bunun bir ölüm kalım anı olduğu düşünüldüğünde, hareketin seçimlere katılma kararı anlaşılırdı. Ancak seçimlerin, hareketin taleplerini ilerletmenin aracı olması, başlı başına bir amaç olarak görülmemesi gerekir. Neoliberalizme karşı bir zafer mi? Öğrenci Listesi yolsuzluk karşıtı protestolardan doğmuş ve hukukun üstünlüğüne ve kurumların hesap verebilirliğine öncelik tanımış olsa da programı geçici istihdam sözleşmelerinin 12 ayla sınırlandırılması, temel ilaçların fiyatlarının önemli ölçüde düşürülmesi, köylerdeki sağlık ocaklarının yeniden açılması ve bütün ilk ve ortaöğretim öğrencilerine ücretsiz ders kitabı sağlanması gibşi gündelik toplumsal sorunlara da eğiliyordu. Bu talepler, mütevazı niteliklerine rağmen, hareketi kurumsal reformların ötesine, sıradan insanların maddi ihtiyaçlarına yöneltti. Böylece daha büyük bir soruyu gündeme getirdi: Siyasal değişim, yalnızca yönetenleri değiştirmek yerine, bu taleplerin çözmeye çalıştığı eşitsizliklerin ve güvencesizliklerin ardındaki ekonomik önceliklere de meydan okuyabilir mi? Mücadelenin, neoliberalizme ve onun kamu hizmetlerini ve işçi haklarını piyasanın önceliklerine, rekabete ve mali kısıtlamalara tabi kılan onlarca yıllık projesine karşı Avrupa çapındaki daha geniş başkaldırıyla buluştuğu nokta burası oldu. Her yerde hükümetler kaynakların kıt olduğunu ve kamu harcamalarının kontrol altında tutulması gerektiğini ileri sürüyor. Oysa bunun sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılanlar her yerde yükseköğrenim maliyetlerinin artışıyla karşılaşan öğrenciler, hayat pahalılığıyla mücadele eden işçiler, konut fiyatları yüzünden barınamaz hale gelen aileler ve daha az kaynakla daha çok iş çıkarmaları beklenen kamu çalışanları oluyor. Vučić'i görevden uzaklaştıran ama bu sorunlara dokunmayan bir hükümet, zaferi mümkün kılan insanları hayal kırıklığına uğratma riskiyle karşı karşıyadır. Toplumda iktidarı kimin kullandığı sorusunun, bakanlık makamlarını kimin işgal ettiği sorusuna indirgenemeyecek olmasının nedeni budur. Vučić iktidarı kaybetti diye Sırbistan'ın varlıklı iş insanları, onların himaye ve çıkar ağları ve devlet aygıtındaki nüfuzlu kişilerin rolü ortadan kalkmayacak. Bunlar, çıkarlarını korumak ve meşru ya da gayrimeşru her türlü yolla yeni hükümete baskı yapmak için çalışacaklar. Bazıları kendilerini hükümetin normal işleyişi için vazgeçilmez unsurlar olarak sunacak; bazılarıysa ekonomik istikrarın taviz üstüne taviz verilmesini gerektirdiğini ileri sürecek. Bunun sonucunda ortaya çıkan tehlike, Öğrenci Listesi'nin zaferini mümkün kılan toplumsal güçlerden giderek kopmasıdır. Seçilmiş temsilciler, siyasetçiler, yetkililer ve iş dünyasının liderleri arasındaki müzakereleri siyasetin temel alanı olarak görmeye başlayabilir. Bu arada onları iktidara taşıyan kitlesel seferberliğin içindeki insanlara evlerinde oturmaları ve yeni hükümetin vaatlerini yerine getirmesini beklemeleri telkin edilirse bu ağır bir hata olur. Hareketin demokratik gücü, insanların kolektif olarak harekete geçmesinden, kendilerini temsil ettiğini ileri sürenleri denetlemesinden ve siyasetin profesyonel bir seçkinler tabakasına bırakılması gerektiğini kabul etmeyi reddetmesinden kaynaklanıyordu. Bu ilkeler seçimden önce olduğu kadar seçimden sonra da geçerli olmalıdır. Üniversite genel kurullarının yalnızca törensel ve göstermelik yapılara dönüşmesine izin verilmemelidir. Hareketin, öğrencilerin, işçilerin ve yerel toplulukların politikaları tartışabileceği, temsilcileri hesap vermeye zorlayabileceği ve gerektiğinde harekete geçebileceği süreklilik taşıyan mekanizmalara ihtiyacı var. Yaşam standartlarının işverenlerin ve varlıklı çevrelerin direncine rağmen iyileştirilmesi isteniyorsa, bağımsız sendikalar ve işyeri örgütlenmeleri özellikle önem taşıyor. Demokrasi yalnızca tepedeki kişilerin değiştirilmesi anlamına gelemez. Sıradan insanların kendi yaşamlarını etkileyen kararlar üzerinde söz sahibi olma kapasitesinin genişletilmesi anlamına gelmelidir. Avrupa Birliği bir müttefik değil Dış baskılar da önemli bir başka tehlike oluşturuyor. Vučić'in Birliğe katılma konusundaki istekliliğine rağmen, özellikle Rusya'yla bağları nedeniyle ilişkilerde yaşanan gerilimler göz önüne alındığında, AB onun yenilgisini memnuniyetle karşılayacaktır. Bazı AB kurumları ve hükümetleri Sırbistan'daki demokratik hak ihlallerini eleştirmiş olsa da, bu durum AB'yi halk demokrasisinin karşılıksız bir destekçisi yapmaz. Tam tersine, Brüksel'in kendine özgü stratejik hedefleri var. Balkanlar'daki rolünü güçlendirmek, Sırbistan'ın jeopolitik yönelimini güvence altına almak ve Rusya'nın bölgesel nüfuzunu sınırlamak istiyor. Öğrenci Listesi'nin zaferi, Sırbistan'ı daha kararlı bir şekilde Batı kampına çekmek için bir fırsat olarak görülecektir. Öğrenci Listesi içinde bu değişime yardımcı olmaktan memnuniyet duyacak, hatta bunu hevesle yapacak kişiler de olacaktır. Geçen yıl AB'nin desteğini kazanmak amacıyla öğrencilerin Strasbourg'a bisiklet konvoyu düzenlemesi ve Belgrad'dan Brüksel'e bayrak yarışı düzenlemesi bunun işaretleriydi. Bu durumun, listenin kendi saflarında ve Sırbistan toplumunun daha geniş kesimlerinde bölünmelere yol açması muhtemeldir. Aslında AB'nin Sırbistan'a yaklaşımı, demokratik standartlara bağlılık yönündeki ilan edilmiş tutumuyla Avrupa'nın stratejik çıkarlarına hizmet ettikleri sürece siyasal liderlerle uzlaşmaya hazır olması arasındaki gerilimi defalarca açığa çıkardı. Sırbistan'daki tartışmalı 2023 seçimlerine yönelik eleştirilere rağmen AB ve Almanya, ülkenin büyük lityum yataklarını güvence altına almak amacıyla Vučić yönetimiyle stratejik ortaklığı sürdürdü. 2024'te Almanya Başbakanı Olaf Scholz anlaşmanın resmileştirilmesi sırasında Belgrad'ı ziyaret etti. Madencilik projesinin çevresel etkilerine karşı kitlesel gösteriler düzenlenmesine rağmen, Avrupa'nın sanayi ihtiyaçları Sırbistan demokrasisinin önüne geçti. Dolayısıyla yeni hükümet, Sırbistan'ın siyasal dönüşümünün aynı zamanda jeopolitik bir yeniden hizalanma anlamına geldiğini göstermesi için AB'den gelen önemli baskılarla karşılaşacak. Mali yardımlar, yatırımlar, üyelik müzakereleri ve diplomatik tanınma, nüfuz araçlarına dönüşecek. Vučić, Öğrenci Listesi'nin Ukrayna nedeniyle Rusya'ya yaptırımlar uygulayacağını şimdiden ileri sürdü. Listedeki bazı kişiler bunu açıkça reddetti; diğerleri ise sessiz kalmayı tercih ediyor. Bu da söz konusu mesele üzerinde oldukça keskin ayrılıklar ortaya çıkabileceğini düşündürüyor. Bu, Vučić'i savunmak ya da Moskova'ya yönelmek gerektiği anlamına gelmiyor. Batılı güçler gibi Rusya da kendi çıkarlarının peşinde. Sırbistan, Çin yatırımlarının uluslararası ekonominin baskılarından kurtulmak için bir çıkış yolu sunduğunu da düşünmemeli. Mesele, bir dış hamiyi başka biriyle değiştirmenin ilerleme anlamına gelmeyecek olmasıdır. Bu bağlamda gerçek şu ki, Rusya'ya yaptırım uygulanması, yaptırımların kendisinden çok Sırbistan'ın Batı kampına çekilmesiyle ilgilidir ve buna karşı çıkılmalıdır. Bu nedenle Sırbistan için en uygun yol, ulusal politikasını herhangi bir büyük güce tabi kılmadan farklı ülkelerle ilişkiler geliştirme özgürlüğünü korumasını sağlayacak bir bağlantısızlıktır. Bu, Rusya'nın Sırbistan üzerinde nüfuz kurma girişimlerine karşı çıkmak kadar, Sırbistan'ın Rusya'ya karşı Batı stratejisinin bir aracına dönüştürülmesi yönündeki baskılara da direnmek anlamına gelir. Böyle bir bağlantısızlık diplomatik yalıtılmışlık demek değildir. Daha eşit ve karşılıklı yarar sağlayan ilişkilere dayalı uluslararası işbirliğini hedeflemek; gerektiğinde AB'yi, Rusya'yı, Çin'i ya da ABD'yi eleştirme özgürlüğünü Sırbistan'a bırakmak demektir. Meşruiyetini kararların kapalı kapılar ardında değil, kamu yararına alınmasını talep eden bir hareketten alan olası bir hükümet açısından bu özellikle önemlidir. Fransa, Belçika ve Avrupa çapındaki başkaldırı Dolayısıyla iç ve dış baskılar önemli boyutlara varacak. Bunlara iktidar koridorlarının içinden direnilemez. Bu nedenle hareketin seferberliği sürdürmesi ve bunu yaparken Avrupa'nın dört bir yanına yayılan protestolarla birleşmesi gerekiyor. Fransa'da kötüleşen okul koşullarını protesto eden öğrencilerle başlayan gösteriler, yaşam maliyetleri, ücretler ve kamu hizmetleri etrafında daha geniş bir harekete dönüştü. Belçika'da öğrenciler eğitim kesintilerine, yükselen öğrenim ücretlerine ve kötüleşen koşullara karşı harekete geçti. Barınma, istihdam, eğitim ve yolsuzluk konularındaki benzer hoşnutsuzluklar İtalya, İspanya, Portekiz ve Arnavutluk'ta da patlak verdi. Elbette bu hareketlerin her birinin kendine özgü talepleri ve siyasal koşulları var, ancak şikâyetleri örtüşüyor. Bunlar yalnızca kuşaksal protestolar değil. Sırbistan'da olduğu gibi, gençler ön saflarda yer alıyor; çünkü gelecekleri karanlık görünüyor. Ama aynı zamanda onların şikâyetleri çok daha geniş bir toplumsal krizin parçası. Neoliberalizm, piyasa rekabetinin ve mali disiplinin refah getireceğini vaat ediyor. Bunun yerine milyonlarca insan kötüleşen kamu hizmetleriyle, pahalı konutlarla, güvencesiz istihdamla ve sıradan insanların bedel ödemesinden başka bir seçenek olmadığını ileri süren hükümetlerle karşı karşıya kalıyor. Macaristan'da Viktor Orbán'ın bu yılın başlarında, 16 yıllık iktidarının ardından yenilgiye uğraması bu açıdan bir uyarı niteliğinde. Belirleyici sorunun, siyasal değişimin daha köklü bir toplumsal dönüşüme alan açıp açmadığı ya da yalnızca aynı ekonomik kısıtlamalar içinde faaliyet gösteren yeni bir yönetim ortaya çıkarıp çıkarmadığı olduğunu gösteriyor. Sırbistan'da benzer bir senaryodan kaçınılacaksa kitlesel hareketin, eşitsizliği ve güvencesizliği yeniden üreten neoliberal ekonomik önceliklere meydan okumak için seferberliği sürdürmesi gerekiyor. Bunu gerçekleştirmenin en uygun yolu, diğer Avrupa ve Balkan hareketleriyle birleşmekten geçiyor. Böl ve yönet siyasetine karşı Balkan dayanışması Öğrencilerin yolsuzluk, eğitim ve kamu hizmetleri konularında hükümet karşıtı daha geniş bir seferberliğe katıldığı Arnavutluk'taki öğrenci mücadelesi, bütün bunlara son derece önemli bir Balkan boyutu ekliyor. Onların mücadelesi, Sırbistan'daki öğrencileri harekete geçiren, iktidarda ya da muhalefette olsun siyasal düzene yönelik aynı temel hoşnutsuzluğu yansıtıyor. Bu, Balkanlar'ı kuşaklar boyunca bölen milliyetçi karşıtlıklara meydan okumaya başlamak için bir fırsat sunuyor. Çünkü farklı uluslardan sıradan insanlar eğitim, güvenceli istihdam, kamu hizmetleri ve yolsuzluktan kurtulma gibi ortak çıkarlar için harekete geçtiklerinde, tarihsel adaletsizliklerin ve çözümlenmemiş sorunların —özellikle de Sırp devletinin Arnavutlara karşı işlediği haksızlıkların— aşılması olasılığı büyüyor. Öğrenciler, işçiler ve toplumsal hareketler arasında ortak tartışmalar, karşılıklı ziyaretler ve pratik dayanışma, komşular arasındaki ilişkilerin farklı bir temelde kurulması sürecini başlatabilir. Büyük güçler, çokuluslu şirketlerle el ele vererek mevcut bölünmeleri ve rekabetleri istismar etmek yoluyla bölgede nüfuz kazanmaya defalarca çalıştı. Daha güçlü bir bölgesel işbirliği, Sırbistan'a, Arnavutluk'a ve komşularına, rakip jeopolitik kamplara sürüklenmek yerine kendi geleceklerini belirleyebilmeleri için daha geniş bir hareket alanı sağlayabilir. Mücadele sürmeli Vučić'in yenilgiye uğratılması kutlanacak bir gelişmedir. Ancak görev yalnızca onun yerine başkasını geçirmek değildir. Görev; demokratik katılımın, kamu hizmetlerinin ve ekonomik kaynakların varlıklı küçük bir azınlığa değil çoğunluğa hizmet ettiği ve uluslararası işbirliğinin milliyetçi düşmanlıklarla büyük güçlerin manipülasyonlarını aşmaya başladığı bir toplum kurmaktır. Böyle bir değişimi mümkün kılan güç yalnızca sandıkta değil, farklı bir gelecek için mücadele etmeye hazır insanların kolektif eylemindedir. Bu nedenle seçim zaferi kazanıldı diye kitlesel seferberlikten vazgeçilemez. Çünkü zafer aynı zamanda bir tehlike anıdır. Bu tehlikeyle yüzleşmek için bağımsız kitlesel örgütlenmenin korunması, Sırbistan'da öğrencilerle işçiler arasındaki dayanışmanın ve ulusal sınırların ötesinde Arnavutlarla, aynı zamanda Fransız, Belçikalı ve diğer Avrupalı öğrencilerle dayanışmanın güçlendirilmesi gerekiyor. Öğrencilerin seçim zaferi, mücadelenin yeni bir aşamasının başlangıcı olmalıdır. Belgrad'daki kutlamalarda açılan bir pankartın ifade ettiği gibi: “Rejim devrildi. Mücadele daha yeni başladı.” DP/EK
Sırbistan | “Rejim devrildi; mücadele daha yeni başladı”
Sırbistan'daki Marks21 sosyalist çevresinin ve Londra merkezli sosyalist yayın ve kampanya ağı Counterfire'ın üyesi olan Marksist yazar, siyasal yorumcu ve sosyalist aktivist Dragan Plavšić'in 26 Ekim 2026'da...
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…