Türkiye’nin Küresel Devleri Hangi ‘’Gizli Denge’’ Üzerinde Duruyor? THY, DHMİ TUSAŞ, ASELSAN,TÜRKSAT ve BAYKAR "Fizikte ve geometride üç nokta, her zaman tek bir düzlemi tanımlar. Bu yüzden dört ayaklı bir masa en ufak bir zemin eğriliğinde hemen yalpalar; oysa üç ayaklı bir masa, en engebeli, en bozuk zeminde bile yere sımsıkı tutunur ve asla dengesini kaybetmez . Küresel fırtınalara karşı dimdik ayakta kalmasının sırrı, bu geometrik kararlılıkta saklıdır. Tıpkı bir devletin geleceğini sırtlayan üç büyük sütun gibi: Yönetim, bilim ve üretim vizyonu gibi.. Geçen hafta TUSAŞ ve ASELSAN’ın yerli kodları ile teknolojik hamleleri üzerine yazdığım yazıya çok sayıda dinamik yorumlar geldi. Uzun zamandır kendi kendime sorardım, “ İnsanlar neden okur da fikir belirtmekten kaçınır?” Demek ki okuyucu durağanlıktan sıkılmış. Demek ki bu toplum; sarsıcı, dinamik ve çıplak gerçekleri duyunca reaksiyon gösteriyor. Bir yazar için bu kıymetli bir geri dönüş . Ancak benim amacım kimseye akıl vermek yol göstermek değil, sadece dünya ya objektif bir ayna tutmak. Çünkü artık zaman, eski zaman değil. İletişim tekniklerinin dünyayı avucumuzun içine sığdırdığı ; New York, Paris, Londra, Addis Ababa veya Yeni Zelanda ’da olan bitenin anında ekranımıza düştüğü Hiper-dinamik bir çağdayız . İnsanlar artık zamanı da bilgiyi de kısa sürede tüketiyor ve hep daha fazlasını talep ediyor. Bu hız çağında, duran ya da koşmayan kaybediyor. Kötü Komşu Ev Sahibi Yapar: ASELSAN ve Baykar Mucizesi Her şey bir mukayese ile başlar. Bilgiyi de ticareti de gelişmeyi de ancak bir karşı ağırlık koyarak tartarak ölçebiliriz. Türkiye’nin son 15-20 yılda dış ticaret hacmini katlayarak yaptığı atılımlar hepimizin malumu . Peki ne oldu da bunca yıllık durağanlık kırıldı? Üniversitelerimiz bir gecede çağ mı atladı, yoksa bilmediğimiz sihirli bir değnek mi dokundu? Hikâyeyi bir geçmiş zaman anısıyla somutlaştıralım. Yıllar önce Ankara-İstanbul uçuşu öncesi havalimanında bir profesörle sohbet etmiştim. O dönem Kanada, yerli İHA’larımız için hayati önem taşıyan kamera, yazılım ve objektif parçalarına ambargo uyguluyor, ayak diriyordu. Hocamız dertliydi, bu engeli henüz aşamadıklarını anlatmıştı. Yıllar sonra anlıyoruz ki; kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış. Kanada bize aslında büyük bir iyilik yapmış, O ambargo, Türk mühendisinin genlerindeki "meydan okuma" (challenge) refleksini tetiklemiş. Bugün ASELSAN kendi kamerasını, yazılımını ve donanımını üretiyor. Sonuç mu? Denizde, karada ve havada otonom sistemlerimiz dünya silah endüstrisi tarafından takdir ediliyor. Türkiye artık bu teknolojide kendine yetmekle kalmıyor; Avrupa’ya Afrika’ya, Orta Doğu’ya, Ukrayna’ya, Azerbaycan’a teknoloji ihraç ediyor. Açık kaynak verilerine bakalım, elbette Reklamını yapmak için yazmıyorum ,sahibini de tanımıyorum ama ortada Baykar diye bir dünya gerçeği var. Peki bu başarıyı yurtdışından ithal dâhilerle mi yaptılar? Bu ülkenin sayılı üniversitelerinden mezun olmuş, pırıl pırıl Türk gençleriyle başardılar. Demek ki mesele sadece teknolojiye sahip olmak değil; o insan kaynağını yönetebilmek. Ancak burada stratejik karar vericilerin görmesi gereken kritik bir asimetri var: Savunma sanayimiz yüksek üretime doğru evrilirken, akademik ekosistemimiz yapısal bir kör noktada kalması, ulusal tedarik zincirinde gizli bir kırılma riski barındırmaktadır. Tek bir kanatla, ne uçulabilir ne de kalıcı bir egemenlik kurulabilir. Rakamlar ne diyor ?, Dramatik Bir Mukayese Biz " Bizim üniversiteler ne yapıyor?" diye sorduğumuzda cevap savunma olmamalıdır. Rasyonel dünyada hamasete yer olmadığını iyi biliyoruz., Gelin hep birlikte bir " Verimlilik Terazisi" kuralım. Bir kefeye tek başına sadece 8.500 çalışanı olan Baykar’ı koyalım. Diğer kefeye dünya devi ABD Boston’daki MIT’yi, en ağır kefeye ise Türkiye’deki koca bir akademi ordusunu, yani 208 üniversiteyi koyup tartalım : Kurum / Yapı Çalışan / Akademisyen Sayısı Yıllık Patent Sayısı Yıllık Gelir / Katma Değer Baykar 8.500 Personel Gizli/Tescilli Askeri Patentler 2.5 Milyar Dolar (Cironunun %88'i İhracat) MIT (ABD) 5.730 Araştırmacı 320+ Ticari Patent 29.2 Milyar Dolar (Endowment dahil) Türkiye (Tüm Üni.) 190.000 Akademisyen Ticarileşen patentler az sayıda Baykar ‘a ulaşmayan sanayi katkısı! Rakamlar hep doğruları anlatır bize . 190 bin kişilik devasa Türk akademisi, 8 bin 500 kişilik tek bir şirketin ürettiği rasyonel ekonomi k katma değere ulaşamıyor ! Birkaç bin mühendisin sahada yazdığı destan, koca bir akademiyi finansal ve ticari olarak zorluyorsa; durup üniversitelerimizi konuşmamız gerekmez mi ? 130 Yıllık Nobel Karnemiz: Bilimde Neden yokuz ?! Mukayeseyi bir adım daha ileri götürelim ve küresel başarının en üst referansı olan Nobel Ödülleri'ne bakalım. Yaklaşık 130 yıldır dağıtılan bu ödülü bugüne kadar dünya genelinde 1.030 civarında kişi evine götürdü. Peki, coğrafi dağılım bize ne söylüyor? ABD: Yaklaşık 430 Nobel İngiltere: 144 Nobel Almanya: 116 Nobel Türkiye: Sadece 3 Nobel! Gerçekle yüzleşelim: Bu 3 ödülün 2'si (Aziz Sancar ve Daron Acemoğlu), kendi dehalarını ABD üniversitelerinin laboratuvarlarında, oranın bütçesi ve vizyonuyla harmanlayarak bu başarıya ulaştı. Türkiye topraklarından, bizim kendi üniversite sistemimizden çıkan tek Nobel'imiz ise edebiyat alanında . Edebiyat başımızın tacı; ama günümüz dünyasında acımasız teknoloji, tıp, fizik, mikrobiyoloji ve yapay zeka yarışı var. Bizim 208 üniversitemizin neden fen ve tıp alanında tek bir Nobel'i yok ? ! Bugünlerde , " Düşmanlar genetik haritamızı çıkarıyor, Türklere özel asimetrik biyolojik silahlar üretecekle r" diye iddialar konuşuluyor. Biz bunları yazılarımızda sürekli yazdık. ( נֵס־צִיּוֹנָה Nes Tziyyona gerçeği ) https://www.haber7.com/yazarlar/muzaffer-safak/3653301-carpik-dunya-duzeninin-gorunmeyen-yuzu-nes-ziona Ama mesele bu tehditleri alt edecek "Biyolojik ve Genetik Egemenlik " mekanizmasını laboratuvarda kurmaktır. Eğer üniversiteleriniz biyoteknolojide aktif koruma kalkanı üretmekte geç kalıyorsa , ülkeyi pasif bir açıkla baş başa bırakıyoruz demektir. Müfredat statükosu ve hantal unvan mekanizması, atıl akademik kadroların birer konfor alanı haline gelmesine yol açmaktadır. Akademisyen konfor alnında , sanayici kapısını kapatıyor. Sonuç? Verimsizleşen projeler... Algoritmaların yönettiği dijital bir çağda, ıslık çalarak yürünemez Biz sıradan bir coğrafyada yaşamıyoruz. Burası enerjinin, ticaret yollarının ve jeopolitiğin kalbi. Bu coğrafyada sakin sakin yürüme lüksümüz yok. Dünya koşmuyor; adeta jet takmış uçuyor! Çin bugün plazma teknolojisiyle yapay güneşler yaparak plazmayı kısa sürede olsa havada tutmayı başardı elektrik enerjisini denizlerden elde etmek için milyar dolarlar harcıyor. Elon Mask uçan arabalarıyla yer çekimine kısa sürede olsa kafa tutuyor . Ve bu işler sadece unvan almak için yazılan, raflarda çürüyen patentlerle olmuyor. Kur'an-ı Kerim ilk ayetinde "Oku!" diyerek araştırmanın ve bilimin peşinden gitmeyi emrediyor. Bizim petrolümüz olmayabilir; ama çok sayıda nadir elementlerimiz, Samaryumumuz, Borumuz var. Hammadde olarak ucuza satmak yerine onu işleyip yüksek teknoloji ürününe dönüştürmek, yani stratejik akılla yönetmektir. Dünya bu teknolojileri yarın bize katma değerli ürün olarak satmak, bizi kendilerine bağımlı kılmak için yapıyor. Bizim raflarda çürüyen, sadece unvan almak için başvurulmuş patentlere değil; sanayiye inen, ekonomiye dönen "faydalı patentlere" ihtiyacımız var Büyük Denge: Üç Ayaklı Masanın Küresel Devleri İşte tam bu noktada, yazının başında kurduğumuz o fizik kuralına ve başlıkta geçen o büyük soruya geri dönelim: TUSAŞ, ASELSAN, THY ve DHMİ, TÜRKSAT .. Bu başarılı yapılar hangi gizli denge üzerinde duruyor? Türkiye, küresel fırtınalara karşı kendi "Üç Ayaklı Masasını" inşa etmeye çalışıyor: Birinci Ayak (Savunma ve Üretim): TUSAŞ ve ASELSAN. Havada KAAN ile, sahada akıllı mühimmatlarla ülkenin fiziki ve teknolojik güvenlik kalkanını oluşturuyorlar. İkinci Ayak (Lojistik ve Küresel Erişim): THY ve DHMİ. THY , dünyanın en çok ülkesine uçarak Türkiye’nin küresel yumuşak gücünü ve ticaret ağını sırtlıyor. DHMİ ise İstanbul Havalimanı başta olmak üzere devasa altyapı yönetimi ve hava sahası egemenliği ile masanın lojistik mevcudiyeti ile yere sağlam basıyor. Peki eksik olan, zemindeki eğriliğe rağmen masayı sallamayan o Üçüncü Ayak nerede? İşte o ayak, " Akademik ve Bilimsel İnovasyon " olmak zorunda. Savunma sanayimiz ve havacılık devlerimiz uçarken , akademi ordumuz bu hıza ayak uyduramazsa, masanın üçüncü ayağı havada kalır. Üretilen tüm bu küresel başarılar, yerli ve pratik bir bilimsel teoriyle beslenmedikçe sürdürülebilir olamaz. Çünkü bu masanın sallanmaması, üniversitelerin sanayi koridorlarına inmesine bağlıdır. Girişte de söylediğim gibi; bu masa üç ayaklıdır: Bilim, Sanayi ve Devlet. Zemin ne kadar bozuk olursa olsun, bu üç ayak milimetrik bir dengede buluşmak zorundadır. Bugün eğer göklerde TUSAŞ ’ın KAAN’ı ve HÜRJET’i, ASELSAN ’ın radarlarıyla uçuyorsa; eğer Türk Hava Yolları (THY) dünyayı İstanbul’a bağlayıp küresel bir lojistik devine dönüştüyse; eğer DHMİ (Devlet Hava Meydanları İşletmesi) bu devasa hava trafiğini dünyanın en modern altyapısıyla sıfır hatayla yönetiyorsa , bu tamamen Devlet ve Sanayi ayaklarının kurduğu muazzam korelasyon sayesindedir. Ama bu masanın sallanmaması için , o eksik olan üçüncü ayağın yani Akademi ve Bilim ayağının da aynı senkronizasyona gelmesi şarttır. Amerika’da MIT, Stanford ve benzerlerinin milyarlık ödenekleri aldığında devlet onun verimliliğine bakıyor. "Bu yıl ekonomiye, vatandaşıma ne kattın?" diye soruyor. Verim düştüğü an milyar dolarlık mali destekler azalır veya kesilir. Bizde de devletin, gerekirse Sayın Cumhurbaşkanımızın bu düzene yeni ufuklar göstermesi "Varlık-Performans Asimetrisi" ile “Performans Bazlı Asimetrik Kesinti" mekanizması ile tüm sektör paydaşlarına fayda sağlayabilir . Üniversitelerin önüne net, keskin hedefler koyulmalıdır: " Süreç odaklı sanayi korelasyonunu yakalayıp hedefi tutturursan’’ fon benden, tutturamazsan devlet desteği ve konfor alanı bitti!" denmelidir. O kesilen bütçeler de doğrudan sahada üretim yapan, TUSAŞ gibi, ASELSAN gibi kurumlara aktarılabilir. Az sayıdaki vizyoner ticari kuruluşun başarılarıyla küresel yarışta lider olamayız. Bilgiyi üretmek ve işlemek ucuz bir iş değildir, her geçen gün daha da pahalılaşmaktadır. Ama getirisi muazzamdır. Eğer bu coğrafyada var olmaya devam edeceksek, üniversitelerimizi "MIT ve benzerlerinin seviyesine " çıkaracak radikal reformları yapmak zorundayız. Muzaffer Şafak / Haber 7
Üç ayaklı masa
Türkiye’nin Küresel Devleri Hangi ‘’Gizli Denge’’ Üzerinde Duruyor? THY, DHMİ TUSAŞ, ASELSAN,TÜRKSAT ve BAYKAR "Fizikte ve geometride üç nokta, her zaman tek bir düzlemi tanımlar. Bu yüzden dört ayaklı bir...
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…