Atahan UĞUR Fransa, son yılların en derin toplumsal krizlerinden birinden geçerken, sokaklar hükümetin tavizsiz politikalarına ve artan polis şiddetine rağmen durulmuyor. Artan enflasyon, eriyen alım gücü ve işsizlik tehdidi, işçi sınıfı ile gençliği ortak bir öfke etrafında birleştirmiş durumda. Emekçiler, temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamak ile işe gitmek için yakıt almak arasında sıkışırken, liseli ve üniversiteli gençler de geleceksizlik sarmalında, artan rekabet kültünün gölgesinde kendi isyanlarını büyütüyorlar. Özellikle banliyölerde ve yoksul mahallelerden yükselen bu hareketlilik, salt savunmacı bir refleks olmanın ötesine geçerek sınıfsal bir karakter kazanma potansiyeli taşıyor. Fransa’daki bu yakıcı tabloyu, kitlesel eylemlerin gidişatını, sendikaların tutumunu ve antikapitalist mücadelenin olanaklarını Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) Araştırma Direktörü, CGT sendikası üyesi ve Devrimci Komünistler Partisi (PRC) yönetiminde yer alan Michel Gruselle BirGün’e değerlendirdi. SINIF İŞBİRLİĞİ VE BASKIYA KARŞI BİRLEŞİK CEPHE Nesnel hoşnutsuzluk nedenlerinin çok açık olduğunu belirten Gruselle, meselenin esas olarak ücretler ve alım gücü sorunu etrafında düğümlendiğini vurguluyor. Emekçilerin ve gençlerin birleşik bir cephe örmesi gerektiğinin altını çizen ve eylemlerin kalıcılaşması için krizin nedenlerine dair bilincin yükseltilmesinin şart olduğunu dile getiren Gruselle, hükümetin ve patronların isyanı dizginlemek için iki araca, baskıya ve sınıf işbirliğine başvurduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Pek çok çalışan için artık tercih, işe gitmek için arabasının deposunu doldurmak ya da yemek için buzdolabını doldurmak haline gelmiştir. İstihdam sorunu da pek çok işten çıkarma planıyla birlikte çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Gençlerde buna, başarı ve rekabet kültünün, aynı zamanda hem ekoloji hem de savaş tehditleri bakımından dağılan bir dünyanın yarattığı korkunun giderek daha fazla damgasını vurduğu bir toplumda kendilerine ayrılan yere dair derin bir kaygı ekleniyor. Mücadelenin yakıtı tam olarak burada, ve ne hükümet taviz veriyor ne de patronlar. Bu hareketin kalıcı olması ve krizin nedenlerine dair bilinç düzeyinde yükselmesi için tabanını kitlesel olarak genişletmesi ve çalışanların, liseli ve üniversiteli gençliğin temel talepleri etrafında birliği sağlaması şarttır: Ücretler, istihdam, kamu hizmetleri ve bunlarla birlikte gençlerin, önlerine bir gelecek yolu açacak iyi bir eğitim almasını sağlayan bir okul ve üniversite. Mesele, bütün bunları birbirine bağlayan şeyin kapitalist tahakküme karşı ortak mücadele olduğunu göstermek ve bu tahakkümün devrilmesi perspektifini açmaktır.” BURJUVAZİNİN YENİ KOZU: AŞIRI SAĞ Halkın sokakta bir çıkış aradığı bu konjonktürde, parlamentodaki siyasi partilerin tutumunu da eleştiren deneyimli araştırmacı, sistem içi siyasetin tamamen tıkandığına dikkat çekiyor. Sol ve Sağ şeklindeki ikili tekelin on yıllar boyunca sermayenin ihtiyaçlarını karşıladığını ancak artık iyice yıprandığını ve emekçilerin gözünde büyük ölçüde itibarını yitirdiğini dile getiren Gruselle, emperyalist sistem içindeki çatışmaların sertleştiği bir dönemde sermayenin kâr oranlarını acilen yeniden tesis etmesi ve dolayısıyla ücretli emeğin sömürüsünü artırması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “İşin belirleyici özelliği ortada: parlamentoda temsil edilen hiçbir siyasi parti kapitalist üretim tarzını temelden sorgulamıyor. Bu yüzden Fransız burjuvazisi, hem sermayenin politikasını hayata geçirmeye hem de aynı zamanda toplumsal hareketi kontrol etmeye en yetkin siyasi seçenekleri sunmak için çeşitli imkânlara sahip. Son on yıllarda bu işlevi Sol-Sağ ikili tekeli yerine getirdi. Bu ikili tekel artık iyice yıpranmış durumda ve emekçilerin gözünde büyük ölçüde değer kaybetmiş. Emperyalist sistem içinde giderek şiddetlenen çatışmalar bağlamında, sermayenin acilen kâr oranlarını yeniden tesis etmeye ve dolayısıyla ücretli emeğin sömürüsünü artırmaya ihtiyacı var. Bu açıdan burjuvazi Ulusal Birlik’e (Rassemblement National) oynuyor: Onun gözünde hem popüler hem de ağırlaştırılmış bir kemer sıkmayı dayatabilecek kapasitede bir parti. Diğer bütün partiler de kendilerini emekçilerin ve gençliğin sınıf çıkarlarına göre değil, bu meseleye göre konumlandırıyor. Dolayısıyla temel mesele, Fransa’da hem sendikal hem de siyasi düzeyde devrimci bir sınıf akımının yeniden inşasıdır.” FİLİSTİN DİRENİŞİ VE GENÇLİĞİN UYANIŞI Hareketin fitilini ateşleyen gençlik kesimleriyle işçi sınıfı arasındaki mücadelenin ortaklaşmasının yukarıdan ilan edilerek değil, bizzat mücadele süreci içinde gerçekleşeceğini ifade eden Gruselle, sömürü düzenine karşı ortak bir bilincin zorunluluğundan bahsediyor. Özellikle banliyölerde yaşayan, ayrımcılığa maruz kalan göçmen kökenli gençlerin isyanının meşruluğuna değinen Gruselle, emperyalizme karşı mücadelenin bu ortak cephenin önemli bir parçası olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: “Mücadelelerin bu ortaklaşması mutlak bir zorunluluktur ama bir kararla ilan edilemez. Herkesin karşılaştığı sorunların aynı kökene, yani kapitalist sömürüye sahip olduğunu anladığı andan itibaren, bizzat mücadelenin içinde gelişen bir süreçtir. Bugün işler doğru yönde ilerliyor. Yine de işçi sınıfının bir sınıf olarak oynaması gereken önderlik rolünü unutmayalım. Bu da sınıf temelli sendikal ve siyasi örgütlerin varlığına ve gelişmesine işaret ediyor. Talepler için verilen mücadeleler olumlu bir rol oynuyorsa da emperyalizme karşı mücadelelerin de ortak cephenin önemli unsurları olduğunu göz ardı etmeyelim. Filistin halkının ulusal kurtuluş mücadelesine verilen desteğin gençlikte önemli bir bilinçlenme etkeni olduğunu görmek ilgi çekici.” Hareketin liselilerden başlamasını da değerlendiren Gruselle şöyle devam etti: “Liselilerin harekete geçmesi en az iki etkenin sonucudur. Acil maddi talepler bunun çimentosu, ama bunun ötesine geçmek gerekiyor. Bu bakımdan, hareketin, çoğu zaman göçmen kökenli olan gençliğin katlanması ve kabullenmesi giderek zorlaşan ayrımcılıklara maruz kaldığı emekçi mahallelerinden çıkmış olması dikkat çekici. Dolayısıyla harekette var olma ve toplumda bir yer bulma iradesi var. Bu irade, bütün bu gençlerin yaşadığı derin eşitsizliklere çarpıyor. Bunu güçlü bir şekilde dile getiriyorlar ve haklılar. Üniversite öğrencileri de liselilerin izinden gitti. Yükseköğretimin kitleselleşmesi, herkes için nitelikli eğitime eşit hak anlamına gelmiyor ve emekçi kesimlerden gelen gençlere yönelik ayrımcılık, bu gençlerin kaldırıp atmaya kararlı oldukları bir yük. Mücadelenin yolunu buldular ve bu, açıkçası iyi bir haber.”