Dünyanın herhangi bir yerinde bir seçim yapılıyor. Bazı çevreler, sonucu hemen Türk siyasetine tercüme ediyor. Macaristan 'da uzun süredir iktidarda olan Orban kaybediyor. Muhalif siyasi analizciler ve siyasetçiler, bu sonucu Türkiye 'de de "iktidarın sonunun geldiği" söylemiyle bir "zafer" anlatısına dönüştürüyor. Fransa başta olmak üzere Avrupa'da sokaklar hareketleniyor. Yakıp yıkma görüntüleri ortaya çıkıyor. Yine aynı çevreler, benzer olayların Türkiye'de yaşanma ihtimallerini konuşarak beklenti oluşturuyor. Sırbistan ve Brezilya 'da birbirinden çok farklı değişkenlerin belirlediği seçim sonuçlarına bakılarak Türkiye'de iktidara ömür biçiliyor. New York , Londra ve Berlin 'de sol eğilimli adaylar kazanıyor. Buradan dünya siyasetinin yönünün değiştiği sonucuna varılıyor. Türkiye'de de sol siyasetin yükseleceğinden dem vuruluyor. Üstelik bu yorumlarda aynı ölçütler de kullanılmıyor. Macaristan ve Sırbistan 'daki " iktidar yorgunluğu" söyleminden hareketle Türkiye için gerekçe devşiriliyor. Ancak bu iddiayı dile getirenler, bir sonraki cümlede Brezilya'da Lula'nın dördüncü kez kazanmasını, uzun dönem iktidarda olmasını ve 81 yaşına gelmesini "tecrübe" vurgusu ile açıklıyor. Bu sonucu da sağ siyasetin kaybı olarak okuyor. Sırbistan'da Vuçiç'in iktidarı kaybetmesi, yeni nesil siyasetin ve öğrenci hareketinin başarısı olarak kutsanırken, mevcut kurumsal muhalefet partilerinin bu öğrenci hareketi karşısında tamamen silinmesi görmezden geliniyor. Bu partilerin oy oranlarının, seçimi kaybeden iktidarın oy oranına bile yaklaşmadığı konuşulmuyor. Benzer bir seçicilik, dünya metropollerindeki seçim sonuçlarının yorumlanmasında da görülüyor. Türkiye'de göçmen karşıtı ve yabancı düşmanı söylemleri benimseyen çevreler, New York , Londra ve Berlin 'deki seçim sonuçlarını yine sol siyasi eğilimlerin başarısı olarak okuyor. Ancak bu sonuçların, yükselen göçmen karşıtı ve yabancı düşmanı radikal siyasete yönelik bir tepkiyi de yansıttığı gerçeğiyle yüzleşmek istemiyor. Bu şehirlerin göçmen nüfusun yoğun olduğu çok kültürlü yapısını görmezden gelip meseleyi yalnızca konut fiyatları ve hayat pahalılığı üzerinden Türkiye'ye uyarlamaya çalışıyorlar. Bunu söylerken, önceki seçimlerde Suriyeli mültecilerle ilgili başvurdukları dezenformasyon ve manipülasyonları ise bir sonraki seçime kadar sümen altı ediyorlar. Bu noktada bir hususu vurgulayayım: Karşılaştırmalı siyasi analiz elbette yapılmalıdır. Karşılaştırma siyaset biliminin temel yöntemlerinden biridir. Dünyadaki her bir seçimden, toplumsal hareketten ve siyasi dönüşümden öğrenilecek çok şey vardır. Ancak karşılaştırma, siyasi beklentileri doğrulama çabasına indirgendiğinde, genç bir liderin kazanması da, yaş almış bir liderin geri dönmesi de muhalefetin birleşmesi de mevcut muhalefeti aşan yeni bir hareketin yükselmesi de aynı beklentinin kanıtı sayılır. Oysa her ülkenin kendine özgü siyasi ve toplumsal gerçekleri vardır. Liderlik özellikleri, yönetim tecrübesi, toplumun iktidara ve muhalefete duyduğu güven ve tarihsel birikim, her ülkede farklı ağırlıklarla siyaseti şekillendirir. Bu nedenle anlamlı bir karşılaştırma sonuçlar arasındaki benzerlik kadar o sonuçları ortaya çıkaran koşullar arasındaki farklılıkları da dikkate almalıdır. Bu yazıda zikredilen seçimlerle ilgili dünyada siyasetin yön ve yönelimi belirleyen genelleştirilebilecek sonuçlar henüz oluşmamıştır. Başka ülkelerde kazanlara sevinmek ise seçim kazanmak için yeterli değildir. Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın .
Başka ülkelerin seçim sonucu ile beklenti yönetimi
Dünyanın herhangi bir yerinde bir seçim yapılıyor. Bazı çevreler, sonucu hemen Türk siyasetine tercüme ediyor. Macaristan'da uzun süredir iktidarda olan Orban kaybediyor. Muhalif siyasi analizciler ve siyasetçiler, bu sonucu Türkiye'de de 'iktidarın sonunun geldiği' söylemiyle bir 'zafer' anlatısına…
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…