İtalyan sinemasının klasikleri arasına giren “Brancaleone Ordusu” isimli bir komedi filmi vardır. Haydutlar, saf ama gururlu bir şövalyeyi (Brancaleone) Haçlı seferlerinin ortasında, absürt maceralara düşecek ordularının şefi yaparlar. Hikâye belleklerde öyle güçlü yer edinmiştir ki derme çatma, kervan yolda düzülür hesabıyla kalkışılan tüm girişimlere İtalyancada “Brancaleone ordusu” denir. Eski bir general olan Gadi Ayzenkot liderliğinde muhalefet adına... Bibi’ yi sandıkta yenmek için İsrail seçiminde bir araya gelen “Değişim Blok” u da, bir “Brancaleone ordusu” gibi. İçinde Naftali Bennett, Avigdor Lieberman gibi sağın da sağı isimler var. Avigdor Lieberman, Netanyahu hükümetlerinde başbakan yardımcılığı, dışişleri bakanlığı, savunma bakanlığı yapmış bir isim. “Gazze’de masum insan yoktur” söylemi ile biliniyor. Naftali Bennett de keza gene aynı hükümetlerde milli eğitim, savunma, ekonomi ve din işleri bakanlığı gibi makamlarda bulunmuş. “Hayatımda çok Arap öldürdüm. Bunun sorun olan yanı yok” gibi veciz ifadelerinin yanında; “Trump ’ın (başkanlık) zaferi, İsrail’in Filistin devleti fikrinden hızla dönüş yapması için fırsattır” demeciyle hatırlanıyor. Bu büyük bir paradigma değişikliği. Sözde muhalefet kampında yer alan Lieberman, Bennett gibi isimler Netanyahu’nun yanıbaşında bu çok büyük paradigma değişikliğinin başını çeken siyasetçiler. Hesap edin. Ta 1977-81 yıllarında Başkan Carter ’dan itibaren 2000’lere dek Clinton, derken “neo-con” cu Başkan W. Bush, Demokrat Obama ve iki Trump dönemi arasındaki parantezi dolduran Joe Biden ’a değin bütün başkanlar “iki devletli çözüm” ü savunagelmiş ve bunu resmi politika haline getirmişler. Donald Trump, uluslararası meşruiyet ve kabul gören bu kavramdan çark eden ilk başkan oluyor. Filistin konusundaki parametreler başka deyişle, İsrail’de bir yol ayrımı olarak görülen 7 Ekim 2023’ten çok önce değişmiş. 7 Ekim, bu paradigma değişikliğini yalnızca pekiştirmiş ve hızlandırmış. YAHUDİ KİMLİĞİNİN ÖNCELENMESİ Gazze kıyımı denli yolsuzluk skandalları ve başarısız İran savaşı ile özdeşleşen Netanyahu hükümetine karşı bir araya gelen sözde muhalefet, özetle Netanyahu’nun da sağında. Bu sağ ve aşırı sağ muhalefet bloku içinde “iki devletli çözümü” savunan bir tek parti var, o da Yair Golan liderliğindeki Demokratlar Partisi. İşçi Partisi ile sol liberal Meretz partisinin birleşmesiyle kurulan bu küçük partinin 120 kişilik Knesset’te toplayabildiği sandalya sayısı ne ki 8’i geçmiyor. Knesset’i bir araya getiren vekillerin gerisi Netanyahu’nun aşırı sağcıları ile, Ayzenkot’un “Brancaleone ordusu” nun içindeki aşırı sağcılar, dinciler ve bir de bu seçimde tarihi bir rekor kırarak ilk kez 19 sandalye kazanan İsrail’in Arap partilerinin temsilcileri. Baktığınızda Netanyahu cephesi yenilmiş. Blok olarak sahip olduğu 68 sandalyeden 16’sını yitirerek 53’e gerilemiş. Ayzenkot cephesi beri yanda 48 sandalye çıkarmış. Hükümeti kurmak için toplam 61 sandalye gerekiyor. Ayzenkot blokunun Araplarla bir araya gelmeleri halinde 67 sandelyeyi bulup, Netanyahu dönemine “teoride” hemen son vermeleri mümkün. Ama pratikte bunu yapamıyorlar. Nedeni... Bahsettiğim paradigma değişikliği. “İki devletli çözüm” ün tamamen ortadan kalkması; demokratik değerler yerine damardan Yahudi etnik kimliğinin öncelenmesi ve meydanın tümüyle “Siyonist” partilere kalmış olması... Hükümet ve de muhalefet cephesinde partilerin hepsi artık Siyonist ve seçim öncesinde daha “hükümetten Arap partileri dışlamak üzere ortak bir siyasi kordon” kurmak adına sözleşmişler. Muhalefetin de sözünden dönmesi bu sebeple imkânsıza yakın zor. ‘YETER Kİ GİTSİN’ YETMİYOR Hal böyle olunca iki olasılık öne çıkıyor: 1) Ortak bir “milli cephe hükümeti” ki Trump bu seçeneğin arkasında. 2) Seçimlerin yenilenmesi. Muhalefeti iktidara taşıyacak anahtar konumundaki Arap oylarının oyun dışı kalmasını kesinkes sağlamak için Netanyahu ilaveten “Terörü destekleyen ve İsrail devletini yok etmek isteyen Arap partiler tarafından sandık çalındı” yaygarasını da devreye sokmuş durumda. Sandıkta yenilgiyi kabul etmeyen sağ liderlerin çamura yatmayı bir “yeni normal” haline getirdiğine dikkat çeken gözlemciler; söz konusu iddianın bir Netanyahu manevrasından ibaret olduğunu belirtiyor. Ancak kimlik savaşları ortamında bu anlatının, “Arap yurttaşları varoluşsal tehdit gören” Yahudi seçmenler arasında da etkili olduğuna dikkat çekiyorlar. Post gerçek, post demokrasi ortamında “propaganda/anlatı” gerçeklerin önüne geçiyor. Ayzenkot ekibi ise “etki yaratacak” bir ortak söylem, anlatıdan yoksun. Netanyahu bu durumda her türlü iktidarda kalmanın bir yolunu bulacak. Seçimlerin yenilenmesi halinde, 6 ay daha “geçiş hükümeti” nin başbakanı olarak koltuğunda oturmayı sürdürecek. Bir sonraki seçimde sandığa aynı güçle asılamayacak Arap oylarını bertaraf ederek yeniden seçilme imkânını da büyük olasılıkla bulacak. Diğer şık “milli cephe hükümeti” kurulması durumunda ise, keza gene koltuğunu korumanın pazarlığını yapacak. Netanyahu gibi koltuk için savaştan bile kaçınmayan liderleri, sandıkta alt etmek, deveye hendek atlatmaktan zor. Son İsrail örneğinde de görüldüğü üzere; ortak bir dil, söylem ve güçlü vizyon oluşturulmadıkça karşı tarafta bir “Yeter ki gitsin” cephesi oluşturmak yetmiyor.