O anın üzerinden 4,5 ay gibi bir süre geçtikten sonra bir akşam vakti Türkiye'den basın adına davet edilen 4 kişiden biri olarak Hindistan'ın başkenti New Delhi'ye giden uçağa bindim ve bir anda 35 derecelik bir sıcağın içine indim. 2027 Pirelli Takvimi'nin basın toplantısı için The Imperial Hotel'in 1'nci katında cam kenarındaki hasır koltuklarda otururken herşeyin ne kadar hızlı gerçekleştiğini düşünüyordum. Etrafımda dünyanın dört bir yanından gelmiş olan farklı milletlerden gazeteciler ve de kanaat önderleri vardı. Bir gece önce şehrin merkezinde yer alan Safdarjung'un Türbesi'nde tüm davetlilerle ilk kez bir araya gelmiş ve de takvime ilişkin olan ilk yorumları dinlemiştik. Safdarjung'un Türbesi, Babür döneminden kalmış olan son derece mistik bir mekan olduğu için (burası Delhi'deki son büyük Babür bahçeli anıt mezarlardan biriymiş) gece bir masaldan farksız başlamıştı. Kapıda şık hint kıyafetli görevliler bizi karşılamış ardından da yüzlerce irili ufaklı mumla aydınlatılmış mekanda bizi krallar gibi ağırlamıştı. Heryerde renk renk çiçekler vardı. Herkes çok şıktı. Parfüm kokularıyla çiçek kokuları birbirine karışıyor, Hindistan'a özgü bitkiler ve meyveler kullanılarak hazırlanmış birbirinden leziz şerbetler, alkolsüz olmalarına rağmen bu ambiyans yüzünden başınızı döndürmeye yetiyordu. Ben o hasır koltuklarda bir gece önce yaşadıklarımı düşünürken bir anda görüş açıma iki çıplak ayak girdi. Kime ait olduklarını görmek için kafamı kaldırdığımda Avani Rai'yi gördüm ve gülümsedim. Genelde katılanların fönlü saçlarla, mükemmel makyajlarla, yüksek topuklu ayakkabılarla ve de parlak, renkli elbiselerle geldiği basın toplantısına o sıfır makyaj ve at kuyruğu ile, omuzunda bir şal ve de son derece rahat bembeyaz kıyafetlerle, çıplak ayaklarıyla gelmişti. Pek çok insanın ilk etapta yadırgayabileceği bu durum bana çok sahici, doğal ve de samimi gelmişti. Ayrıca müthiş de bir ilham vermişti. Çünkü Avani, insanların onun hakkında ne düşündüğü veya düşüneceği ile katiyen ilgilenmemiş, içinden nasıl geliyorsa öyle davranmayı seçmişti. Bir süre sonra basın toplantısı başladı.. Bir odanın içerisinde 20-25 kişi Avani'nin oturacağı alanı çevrelemiş vaziyette yan yana sandalyelerde oturuyorduk. İçeride tek bir boş yer bile yoktu. Bir kaç dakika içerisinde kapı açıldı ve içeri Avani girdi. Koltuğa oturdu ve hemen ayaklarını yukarı yanına doğru çekti. Bunu görünce tekrar gülümsedim. Onun orada, onca yabancı insanın arasında en gerçek haliyle kalabilmesine ise ayrıca hayran kaldım. Evine gitseniz, Avani'nin yakın dostu olsanız, aile çemberinde yer alan biri olsanız onu nasıl görecekseniz o an orada size kendini öyle gösteriyordu. Gizlisi saklısı olmadan tam karşımızda oturuyordu.. Bunun üzerine ona ilk soru sormak isteyenlerden biri olmak için de hızlıca parmağımı kaldırdım. Belki orada olduğum için, belki yalnızca babası ile onun küçük Avani'sinin hikayesi beni duygulandırdığından, belki de sorularımı dinlerken ve de cevaplarken sadece benim gözlerimin içine baktığından soru sorarken son derece heyecanlıydım. Avani Haziran ayında yazmış olduğum yazıyı biliyordu, çünkü paylaştığım an sosyal medyada kalıcı olarak o yazıyı kendi profiline eklemişti. Dolayısıyla ona ilk olarak kendimi tanıttıktan sonra şöyle sordum: "Pirelli takvimi'nin bu yılki hikayesini ilk öğrendiğimde çok etkilenmiştim ve de babanızın hikayesini araştırmaya başlamıştım. Sonra babanızın The Times'a çıkan eşek yavrusu hikayesine kadar ulaştım. CNN'deki köşe yazımda da bu hikayeyi yazdım. Yazının sonunda babanızın sizin kariyer seçimize ilişkin olan düşüncesine de yer vermiştim ve yazıyı şu soru ile bitirmiştim. Babalar kızlarında mı yaşar?" Avani bu yazıyı hatırladığını gülümseyerek söyledikten sonra bana şöyle bir yanıt verdi: "İnsanlara biraz çılgınca gelebilir ama hayata bakış açımın onunkiyle büyük ölçüde örtüştüğünü düşünüyorum; onun benden tamamen gittiğini hissetmiyorum. Çünkü biriyle olan ilişkiniz, aslında o kişiyi nasıl yorumladığınızla, yani onunla yaşadığınız deneyimle ilgilidir. Peki, bende ne bıraktı? Şunu çok iyi biliyorum ki, bir insanın kalbinde barındırabileceği o muazzam sevgiye onda bizzat tanık oldum; gözlerinde bir an bile olsa en ufak bir saldırganlık veya sertlik görmedim; bu benim için çok anlamlı. Bende bıraktığı şey, her gün hayatımı zenginleştiren bir miras. Onun varlığı, yanında geçirdiğim zamanlar ve yaşam biçimi o kadar güçlüydü ki, bugün bile her gün onun sayesinde zenginleşmeye devam ediyorum. Bir eksiklik hissetmiyorum; çünkü o bana hiçbir zaman "yas tutmak" ya da "matem" gibi kavramlardan bahsetmedi. Elbette bunlar bizim için önemli olabilir, ancak hayatı kutsamak da bir o kadar değerlidir. Varoluşa dair bildiğimiz tek bir gerçek var: Bir gün bu gezegenden ayrılacağız. Az önce birine de söyledim; evlenip evlenmeyeceğimi ya da çocuklarım olup olmayacağını bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var: Bir gün ben de buradan göçüp gideceğim." Avani'nin cümleleri beni etkilemişti. Bir anda bu takvimin aynı zamanda bize ölümü kabul etme şekli ile ölümün ardından yaşamda kalanların hayatla ve ölen kişiyle olan bağlantısının nasıl olduğuna dair de farklı bir açı sunduğunu düşündüm. Bu nedenle de yasa karşı olan bakış açısı ile acıyı yaşama biçimine dair düşüncesini merak ederek hızlıca bir soru daha sordum: "Az önce Sølve Sundsbø babanızın vefatından 2 hafta sonra çekilmiş bir fotoğraf karenizi gösterdi bize. Bir kayığın içinde uzanmıştınız. Üzerinizde sarı bir elbise vardı. Su durgundu ancak etrafta biraz sis vardı. Bu fotoğraf o andan itibaren takvimin beni en çok etkileyen fotoğrafı haline geldi çünkü ilk defa o an o fotoğrafa dikkatlice baktım. Orada çok yoğun bir teslimiyet duygusu vardı.. Ölümün geride bıraktığı o darmağınık his yoktu, herhangi bir karışıklık, güçsüzlük, kararsızlık gibi bir ifade yoktu. Onun yerine son derece kendine güvenli, net ve güçlü bir ifade vardı.." Avani bir müddet bağdaş kurmuş olduğu bacaklarına baktıktan sonra kafasını kaldırıp bana şöyle bir yanıt verdi: "Babama o kadar yakındım ki; beş yaşımdayken, Amerika’da halamı ziyarete gittiğimiz o günden beri —ölüm kavramıyla ilk kez tanıştığım o günden bu yana— her gün en az bir kez onu kaybetme düşüncesi aklımdan geçerdi. Hatta kendi kendime, "O bu dünyadan göçtüğünde ben de onunla birlikte gideceğim," derdim. Dolayısıyla, o an gerçekten yaşandığında, elinizden hiçbir şey gelmediğini anlıyorsunuz. Babamın vefatından sonra fark ettim ki, aslında hayatımdaki her şeyin sorumluluğunu ona yüklemişim. "Artık hayatımda ne oluyorsa, sebebi sensin," dedim. Bir şeyi fazla ya da eksik yapmam gerektiğinde, bir şeyler yolunda gitmediğinde ya da tercihlerim değiştiğinde, "Bunu sen yaptın, o yüzden ben de senin yolundan gidiyorum," diyerek ilk kez tam anlamıyla teslim oldum; hayatımdaki yüce gücün o olduğunu kabul ettim ve ona "Şimdi sıra sende, dilediğin gibi yönlendir, ben seni takip edeceğim." dedim. *** Pirelli Yönetim Kurulu Başkanı Marco Tronchetti Provera bir önceki gece o masalsı Babür bahçesinde sahneye çıktığında işte bu nedenle 2027 Pirelli Takvimi'nin ikinci hayatına Hindistan'da başladığını söylemiş ve ardından da düşüncelerini şu sözlerle ifade etmişti: "Raghu Rai’nin kızının çektiği tüm fotoğraflar gerçekten harika, tek kelimeyle muazzam bir iş ortaya koyuyor. Zira burada sadece Hindistan değil, Hindistan’ın ruhu da var; ki asıl önemli olan da bu. Dışarıdan bakıldığında, sanki hepimizi temsil eden bir figür gibi; insanı Hindistan’a daha da yakınlaşmaya, onun büyüleyici dünyasının bir parçası olmaya davet ediyor. Bence bu çalışma, takvimler tarihine geçecek nitelikte; içinde sihirli bir şeyler barındırıyor. Ne yazık ki trajik bir durumdan doğmuş olsa da, bu durum yeni bir hayata başlamanın bir yolu olmuş. Dolayısıyla, bu takvimde aslında ikinci bir yaşamın izlerini görüyoruz; bir şekilde başlayıp bambaşka bir hikâyeye dönüşmüş.." Takvimi detaylıca incelediğiniz zaman bir yanda geçtiğimiz yılın takvimini de fotoğraflamış olan ünlü Norveçli fotoğrafçı Sølve Sundsbø'ya ait olan 18 kareyi, diğer yanda ise Raghu ve Avani Rai'ye ait olan 18 kareyi görüyorsunuz. Solve'nin bölümünde şairler, müzisyenler, mimarlar, modeller ve oyuncuların olduğu Hintli kadınların portreleri yer alıyor. Bu 9 kadın portresinden 1'i ise Avani'ye ait. Elbetteki içerisinde pek çok ilki barındırıyor ve de çok özel bir sanatsal değere sahip ancak bana göre herşeyden önce bu takvim bir babanın yetiştirdiği güçlü bir kızın, babasının yarım bırakmak zorunda kaldığı işi tamamlayarak, en zor anlarda bile bir savaşçı gibi dimdik ayakta duruşunu gözler önüne seren zamansız bir takvim. *** Sølve Sundsbø'nun anlattığına göre kendisi, bu ülkeden insanların portrelerine odaklanmış; Avani’ye ise işin daha zor kısmını, yani ülkenin ruhunu yakalama görevini bırakmıştı. Avani ise stüdyodan Hindistan'ın sokaklarına çıkararak babasının yıllar evvel çekmiş olduğu fotoğrafları aynı mekanlara götürerek o fotoğrafları orada arka planda tutarak yeniden çekmiş, bu fikri de şu cümle ile açıklamıştı: "Babamın on yıllar önce çektiği bir kareyi alıyorum; ben onun arkasında durarak hem onun eserini hem de aradan geçen 30, 40, 50 yılın ardından bugün var olan gerçekliği aynı karede buluşturuyorum." İşte bu nedenle de aynı fotoğrafın içerisinde hem geçmiş, hem şimdi, hem de gelecek aynı anın içerisinde var olabilmişti. Hindistan konusuna gelince.. Hindistan gerçekten herkesin söylediği gibi çok büyülü bir ülke. Kalabalık sokaklarında gezdiğinizde, tapınaklarında dolaştığınızda, bir tuktukun tepesinde sıkış pıkış bir halde yol almaya çalıştığınızda ve de şansınız varsa alnınıza bindi sürüp, elinize hint kınası yaptırıp, üzerinize hint sarisi sarılmış bir şekilde bol baharatlı hint yemeklerini tattığınızda işte o zaman çok daha iyi anlıyorsunuz bu büyünün ne anlama geldiğini. İçtenlik, samimiyet, dilden çıkan bir cümlenin hiç bir kalbi kırmaması için çaba sarfetmenin önemi, sadakatin, sevginin değeri.. öyle iyi geliyor ki size.. Derinlerde sakladığınız herşey daha siz ne olduğunu anlamadan bir anda dışarı çıkıveriyor ve de sizi her zaman olduğunuzdan daha da sevgi dolu bir hale getiriyor. Böylece bu yaşamda kim olduğunuzun ve de gerçekten peşinden gitmek istediğiniz şeyin ne olduğunun daha çok farkına varmış oluyorsunuz. Pirelli Takvimi'nin New Delhi The Imperial Otel'de gerçekleştirilen 53'ncü edisyonu için Dünya çapından yüzlerce iş insanı, kanaat önderi ve gazeteci davetli olarak katıldı. İki ayrı cepli özel bir kutu seti olarak sunulan takvimin bir yanında SøIve Sundsbø'nun bir yanında ise Raghu Rai ve Avani Rai'nin fotoğrafları beraber yer aldı. Tarihinde ilk kez üç farklı fotoğrafçının - SøIve Sundsbø, Raghu Rai ve Avani Rai - imzasını taşıyan takvimde SøIve Sundsbø Hindistan'la güçlü bağları olan 9 öncü kadını portreledi. Aditi Rao Hydari ve Avantika Vandanapu (oyuncu); Freida Pinto (oyuncu ve yapımcı); Anoushka Shankar (müzisyen ve besteci), Rupi Kaur (șair ve performans sanatçısı), Lakshmi Menon (model) ve Bhavitha Mandava (model), Padma Lakshmi (yazar, yapımcı ve televizyon sunucusu) gibi isimlerin yer aldığı takvimde Avani Rai ise hem kameranın arkasında hem de Sundsbø'nun objektifinin önünde bulundu.
2027 Pirelli Takvimi'nin New Delhi'deki ihtişamlı galası..
O anın üzerinden 4,5 ay gibi bir süre geçtikten sonra bir akşam vakti Türkiye'den basın adına davet edilen 4 kişiden biri olarak Hindistan'ın başkenti New Delhi'ye giden uçağa bindim ve bir anda 35 derecelik...
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…