Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in geçtiğimiz ay New York öncesi Türk tarafına yaptığı Maraş önerisi gündemdeki yerini koruyor. Dünkü liderler görüşmesi öncesi Rum basınına konuşan Hristodulidis, Maraş'la ilgili yaptığı teklifin, her iki topluma da büyük fayda sağlayacak cinsten bir teklif olduğunu tekrarladı ve bunun değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Bu sözlere aynen katılıyorum. Maraş teklifi bildiğiniz gibi Tufan Erhürman tarafından “ben bunu görüşemem” diyerek reddedilmişti. Daha doğrusu konu ilk kez basına sızdığında böyle bir teklif olmadığını söyleyen Erhürman, daha sonra yaptığı açıklamada teklifi doğrulayarak, neden reddettiğini de açıklamıştı. Geçen hafta yazdığım makalede bu konuyu irdelemiştim. Bugünkü makalemde de bu konuya devam etmek istiyorum çünkü Ağustos 1974'ten bu yana boş beleş elde tutulan, her santimi yağmalanan ve hemen her dönem güya 'koz olarak' görülen ama yok olmaya terkedilen Maraş ya da gerçek adıyla Varoşa'nın bir şekilde yeniden hayat bulması, adanın makus talihini değiştirecek cinsten değişiklere neden olma potansiyeli taşımaktadır. Bir kere Rum liderin ortaya koyduğu, Maraş'ın BM kontrolünde, esas sahiplerine iade edilmesine karşılık, Mağusa limanının AB Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete açılması teklifi “ben bunu görüşemem” diyerek, basitçe reddedilecek bir teklif değildir. Rum liderin konu ettiği iade kararı, BM'nin Maraş ile ilgili meşhur 789 sayılı kararına yöneliktir. Bu adım atılırsa ne olur, ya da ne olmaz önce ona bakalım. Bir kere Erhürman'ın böyle bir adım atabilmesi için, KKTC yargısının, 2005 yılında Mağusa Kaza Mahkemesinde alınan ve “Maraş, Abdullah Paşa Vakfına aittir” şeklindeki tek taraflı kararı iptal etmesi gerekmektedir. Varoşa'nın Evkaf 'a ait olduğunu varsayan ancak hiçbir şekilde uluslararası bir kabul ya da tanıması olmayan bu kararın, AİHM'den çıkan çeşitli aleyhte davalara olan etkisi ortadadır. Yine bu yönde Yüksek İdare Mahkemesi'nin 2019'da aldığı gerekçeli kararda, Maraş'taki 1974 öncesi koçanlarının yasal olduğu şeklindeki yorumu da zaten 2005 kararının kendiliğinden iptali için yeterlidir. Bu konuda yargıya düşen iş, gerekli düzenlemeyi yapmaktır. Bir diğer önemli ve uluslararası yönü ise alınacak olan kararın, 789 sayılı BM kararı yönünde olması, Kıbrıs Türk tarafının elini güçlendirecek şekilde uygulanmasından başka bir şey değildir. Bunun uluslararası toplumdaki getirisi muazzam olabilir. Peki, Maraş'ın kağıt üzerinde iade edilmesi beraberinde neyi getirecektir? Elbette bu durum hayalet kentin idamesinin nasıl olacağı konusunu da en baştan gündeme getirecektir. Bu nokta da işin içine doğal olarak Mağusa Belediyesi girecektir. Bu da zaten Mağusa ile bitişik bir durumda olan kente yönelik beledi faaliyetler için bir formül aranmasına yol açacaktır. Maraş'a en yakın Rum belediyesi Derinya'dır. Derinya belediyesinin küçük boyutlu bir yerel yönetim olduğunu varsayarak konuşursak, kentteki beledi hizmetlerin ortaklaştırılması durumu kendiliğinden ortaya çıkacak ve buradan da Kıbrıs sorununun çözümü sonrası ortaya çıkacak yeni durumların altından nasıl kalkılacağı sorusuna uygun bir çeşit laboratuvar ortamı yaratılacaktır. Tabii bunlar için etkin diplomasi şarttır. 1974'ten beri kapalı durumda olan kentin yeniden inşa edilmesi konusu tam da bu noktada gündeme gelecektir. İşte diplomasi denilen şey doğru şekillerde kotarılırsa, kentin yeniden inşa edilmesi noktasında Kıbrıslı Türk inşaat sektörü ve diğer ilgili sektörlerin işin içine girmesine yol açacak başka formüllere de olanak verecektir. Peki bu devasa projenin inşası için işin içine girmesi kesin olan, kimisi kentte taşınmaz sahibi, kimisi sadece iş odaklı uluslararası şirketlerin lojistik desteği nasıl sağlanacak dersiniz? İşte o noktada da işin içine AB Komisyonunun uhdesine uluslararası ticarete açılacak olan Mağusa limanı girecektir. Milyarlarca dolarlık bir projenin yapımı için gereken malzemeler ve diğer hizmetlerin kente giriş yollarından en büyüğü kuşku yok ki Mağusa limanından başka bir yer değildir. Olur da her şey Yolunda gider ve kent ilerleyen yıllarda hayata dönerse, patlayacak turizmin Mağusa'ya ve çevresine yaratacağı istihdam ve ekonomik olanakları düşünemiyorum bile! Kıbrıslı Türk lider Erhürman, bu noktada “Liman zaten ticarete açık, esas mesele direkt ticaret tüzüğüdür, bu teklifin içinde yok” derken bir yere kadar haklıdır. Çünkü AB Komisyonu böylesi bir işe soyunurken, Kıbrıslı Türklerin de serbest ticaret hakkını gözetmek zorundadır diye düşünüyorum. Hatta daha da işleri gidecek olursam, eğer liman bu şekilde açılırsa, tüzüğün gündeme gelmesi ve uygulanmaya başlaması kaçınılmaz bir gelişme olur. Bu da kuşku yok ki Kıbrıs Türk ticareti için bayram niteliğindedir. Bakınız, burada hayal satmıyorum, bilakis, yıllardır konuştuğumuz hususların hayata geçmesiyle birlikte ortaya çıkacak olan yeni ve muhteşem durumla ilgili yaptığım kendi yorumlarımdır. Değinmeden geçemeyeceğim, çünkü Maraş'ın açılması sonrası başka önemli siyasi formüller de ortaya çıkabilir. Örneğin 2015 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı olan Kudret Özersay 'ın son derece anlamlı bir başka önerisi daha vardı. O da kentin yönetiminin BM'ye devredilmesi yerine, orada kurulacak olan iki toplumlu bir konsey marifetiyle yönetilmesi konusuydu. Hoş, sonradan meclise giren, Dışişleri Bakanlığı yapan Özersay, bu teklifini ileri götürme konusunda başarısız olmuş olabilir ancak Erhürman'ın bu teklifi ortaya koymasında hiçbir kötülük göremiyorum. Aksine, böylesi bir ortak komite ya da mekanizma, adadaki çözüm çabaları için en büyük Güven Yaratıcı Önlem olması dışında, direk olarak ulaşılacak olan çözümün uygulanması için pilot bir uygulama ya da laboratuvar görevi görecektir. Kısacası, kapalı duran, yılana çıyana terkedilen, 'dark turizm' adı altında yapılan faaliyetlerle bizi dünyaya rezil eden bir kentin bu hali kimsenin faydasına değildir. Hele da Kıbrıslı Türklerin hiç faydasına değildir. Sıfır! Öte yandan, zaten bizim olmayan, iki devletli çözüm modeli de dahil, hemen her çözüm formülünde toprak tavizi olarak geri iade edilecek olan Maraş'ın 'koz' olarak kullanılmasının zamanı çoktan gelmiş, hatta geçmiştir. Evet, belki Erhürman'ın yetki kapasitesi esasen bir askeri bölge olan Maraş'ın iade formülü için yeterli olmayabilir. Ama bu durum, onun diplomasi yapmasına, Türkiye yetkilileriyle istişare etmesine ve onların da bu teklife olumlu bakmasına engel değildir diye düşünüyorum. Konuyu “2005 yılında da aynı teklif yapıldıydı, yeni bir şey yok” diyerek küçümsemek, yok saymak bence doğru bir tavır değildir. Aradan 21 yıl geçmiştir. Ne Kıbrıs eski Kıbrıs'tır, ne de konjonktür eski konjonktür! Ben Erhürman'ın yerinde olsam, bu teklifin üstüne balıklama dalar, konuyla ilgili büyük bir dinamizm ve destek arar, ardından da Mağusa limanı üzerinden direkt ticaret tüzüğü işini gündeme getirirdim. Haddime değil ama bir de tavsiyede bulunayım: Bence Nikos Hristodulidis'e beraberce Maraş'a ziyaret yapmayı teklif et. Kabul eder ya da etmez bilmem ama olur da ederse, çok iyi olur. Hatta belki de bir sürecin başlamasına sebep olur, kim bilir? Unutmayalım, Annan Planı süreci de hiç düşünülmeyecek bir hamleyle, Glafkos Klerides'in, Rauf Denktaş'ı, Türk tarafına geçerek makamında ziyaret etmesiyle başlamıştı... Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Kıbrıs Postası’nın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Ulaş BARIŞ Yazdı: Maraş, tarihi fırsatlar ve cesaret...
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in geçtiğimiz ay New York öncesi Türk tarafına yaptığı Maraş önerisi gündemdeki yerini koruyor.Dünkü liderler görüşmesi öncesi Rum basınına konuşan Hristodulidis, Maraş'la ilgili yaptığı teklifin, her iki topluma da büyük fayda sağlayacak cinsten bir teklif olduğunu tekrarladı ve bunun değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.Bu sözlere aynen katılıyorum.Maraş teklifi bildiğiniz gibi Tufan Erhürman tarafından “ben bunu görüşemem” diyerek reddedilmişti. Daha doğrusu konu ilk kez basına sızdığında böyle bir teklif olmadığını söyleyen Erhürman, daha sonra yaptığı açıklamada teklifi doğrulayarak, neden reddettiğini de açıklamıştı.Geçen hafta yazdığım makalede bu konuyu irdelemiştim.Bugünkü makalemde de bu konuya devam etmek istiyorum çünkü Ağustos 1974'ten bu yana boş beleş elde tutulan, her santimi yağmalanan ve hemen her dönem güya 'koz olarak' görülen ama yok olmaya terkedilen Maraş ya da gerçek adıyla Varoşa'nın bir şekilde yeniden hayat bulması, adanın makus talihini değiştirecek cinsten değişiklere neden olma potansiyeli taşımaktadır.Bir kere Rum liderin ortaya koyduğu, Maraş'ın BM kontrolünde, esas sahiplerine iade edilmesine karşılık, Mağusa limanının AB Komisyonu kontrolünde uluslararası ticarete açılması teklifi “ben bunu görüşemem” diyerek, basitçe reddedilecek bir teklif değildir.Rum liderin konu ettiği iade kararı, BM'nin Maraş ile ilgili meşhur 789 sayılı kararına yöneliktir.Bu adım atılırsa ne olur, ya da ne olmaz ö
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…