Türkiye Futbol Federasyonu, kendi yönetim kadrosunu bir arada tutmakta zorlandığı günlerde A Milli Takım’ın geleceğini dört yıllığına Sergen Yalçın’a emanet etti. Riva’daki imza töreninin asıl çelişkisi buydu. Federasyonun önümüzdeki birkaç ayı nasıl yöneteceği tartışılırken 2030 Dünya Kupası’nı kapsayan bir futbol planından söz edildi. Oysa planın varlığını sözleşmenin süresi kanıtlamaz. Bunun için tercih edilen antrenörün geçmişte neler yaptığına, bugün nasıl futbol düşündüğüne ve elindeki oyuncularla neler yapabileceğine bakmak gerekir. Sergen Yalçın’ın 2020-21 sezonunda Beşiktaş’la kazandığı lig ve kupa şampiyonluklarını küçümsemek haksızlık olur. O takımın hücum cesareti, oyuncuların birbirini tamamlayan özellikleri ve teknik ekibin doğru tercihleri başarıyı getirmişti. Ne var ki aradan geçen beş yılda Yalçın’ın antrenörlük kariyeri aynı doğrultuda ilerlemedi. İlk Beşiktaş döneminin sonunda yaşanan çözülmeyi Antalyaspor’daki kötü performans izledi. Geçen sezon Beşiktaş’a ikinci kez döndüğünde de aranan istikrarı kuramadı: 39 resmi maçta 20 galibiyet alan takım ligi dördüncü bitirdi; mayısta yollar ayrıldı. Bu sonuçlar tek başına bir antrenörün bütün meziyetlerini ölçmez. Fakat federasyonun önünde tartışılması gereken açık bir durum vardı: Son çalıştırdığı iki takımda ikna edici bir gelişim ortaya koyamayan bir antrenör, hangi yeni yöntemleriyle milli takımın dört yıllık projesinin başına getirildi? İmza töreninde bu sorunun futbol içinden verilmiş bir cevabı duyulmadı. Jenerasyonun istediği oyun Türkiye, son yıllarda Avrupa’nın farklı liglerinde ve futbol kültürlerinde yetişmiş, uluslararası rekabetin gereklerine daha aşina bir oyuncu kuşağına kavuştu. Bu kuşağın önemli bir bölümü, kulüplerinde belirli oyun prensipleri içinde gelişiyor; saha içindeki sorumluluklarını kolektif bir düzenin parçası olarak yerine getiriyor. Milli takımda da benzer bir anlayışın yerleşmesi gerekiyor. Savunmadan hücuma geçişlerin nasıl kurulacağı, baskının hangi koşullarda başlayacağı, takımın saha içindeki konumlanışı ve oyuncular arasındaki bağlantılar, ayrıntılarıyla çalışılmış bir oyun planını zorunlu kılıyor. Dolayısıyla bu jenerasyonun başına getirilecek antrenörün bireysel yetenekleri değerlendirme becerisi kadar, bu oyuncuları ortak bir futbol fikri etrafında buluşturma kapasitesi de önem taşıyor. Sergen Yalçın’ın geçmiş takımlarında güçlü bireysel performanslarla hızlanan hücumlar izledik. Buna karşılık yerleşik savunmaları açmakta, maç içinde aksayan bağlantıları onarmakta ve baskı altında oyun kontrolünü sürdürmekte yaşanan güçlükler de ortadaydı. Kulüp futbolundaki bu sorunların milli takıma aynen taşınacağını söylemek kolaycılık olur. Ancak milli takımda çalışma süresi daha kısa; alışkanlıkları yerleştirmek daha zor. Bu nedenle tercih edilen hocanın oyun modelinin daha baştan belirgin olması gerekiyor. Yorumcunun sözleri, antrenörün sorumluluğu Sergen Yalçın’ın yorumculuk dönemindeki sözleri, Beşiktaş’a ikinci kez döndüğünde sık sık karşısına çıktı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Rafa Silva’ydı. Önceki teknik heyetin kurduğu kadronun kendi oyun anlayışına uygun olmadığını söyledi. Elbette bir antrenörün düşünceleri değişebilir; oyuncuları yakından tanıdıkça değerlendirmelerini yeniden gözden geçirebilir. Fakat Yalçın’ın yorumculuk döneminde kullandığı kesin ifadeler, antrenörlük sorumluluğunu üstlendiğinde kendisine yöneltilen eleştirilerin de dayanağı oldu. Ekran başında kolayca verilen hükümlerin saha kenarında ne kadar ağır bir sorumluluğa dönüşebileceğini Beşiktaş’taki ikinci döneminde bizzat gördü. Şimdi aynı sorun milli takımda karşısına çıkabilir. Sergen Yalçın, yorumculuk yaptığı yıllarda bugünkü milli takım kadrosunun önemli bir bölümünü sert ifadelerle değerlendirdi. Kimi futbolcuların yeteneklerini yetersiz buldu, kimilerinin uluslararası düzeyde başarılı olabileceğinden kuşku duydu. Üstelik millî takımda, Beşiktaş’takinden farklı olarak, oyuncu grubunu transferlerle kendi anlayışına göre biçimlendirme imkanı bulunmuyor. Elindeki kadroyla çalışmak ve daha önce eleştirdiği futbolculardan da en yüksek verimi almak zorunda. Her başarısız sonucun ardından eski açıklamalarının yeniden hatırlatılması şaşırtıcı olmayacaktır. Dahası, futbolcularla kurulacak ilişkinin bu geçmişten nasıl etkileneceği de önemli bir soru. Dolayısıyla Sergen Yalçın’ın önünde, televizyon yorumculuğunda sergilediği öz güveni antrenörlük pratiğiyle desteklemek gibi ciddi bir sınav var. Krizdeki federasyonun dört yılı Sergen Yalçın’la dört yıllık sözleşme imzalayan TFF yönetiminin kendi geleceğiyse antrenörünün geleceğinden çok daha belirsiz. Federasyonun içinde bulunduğu kriz, 9 Ekim’de beş yönetim kurulu üyesinin istifasıyla daha da derinleşti. Genel sekreterin görevinden ayrıldığı, Merkez Hakem Kurulu başkanının tutuklanarak istifa ettiği ve olağanüstü genel kurul tartışmalarının sürdüğü bir kurumdan söz ediyoruz. Böyle bir ortamda 2030 Dünya Kupası’na uzanan bir sözleşme imzalamak, uzun vadeli planlamadan çok, bugünkü yönetimin kendi ömrünü aşan kararlar alma ısrarını düşündürüyor. Elbette milli takımda antrenörlere yeterli çalışma süresi tanınmalı. Ancak bunun karşılığında ortaya konmuş bir futbol programı, belirlenmiş hedefler ve bunların nasıl değerlendirileceğine ilişkin açık ölçütler bulunmalı. Federasyon yönetimi değiştiğinde sözleşmenin nasıl sürdürüleceği, olası bir ayrılığın mali yükümlülüklerinin ne olacağı da kamuoyuna açıklanmalı. Türk futbolunun geçmişi, bir yönetimin aldığı kararların faturasını sonraki yöneticilere bıraktığı örneklerle dolu. TFF’nin bugünkü yönetimi, kendi geleceği hakkında bu kadar büyük soru işaretleri varken milli takımın gelecek dört yılını hangi kurumsal güvenceye dayanarak planlıyor? Hacıosmanoğlu’nun imza törenindeki sözleri bu yönetim anlayışını ele verdi. Sergen Yalçın’a en çok “adamlığına, delikanlılığına” güvendiğini söyledi; futbol zekasının tartışılmasına da “Ayağıyla basket atabildiği için” neredeyse yasak koydu. Bir federasyon başkanının, milli takımın geleceğini emanet ettiği antrenörün yeterliliğini böyle gerekçelerle savunması başlı başına düşündürücü. Hacıosmanoğlu’nun Sergen Yalçın’ın kişiliği hakkındaki kanaatleri, onun nasıl bir futbol oynatacağını, bu oyuncu grubunu nasıl geliştireceğini veya dört yıllık süreçte hangi hedeflere ulaşmayı amaçladığını açıklamıyor. Türk futbolunun yönetimindeki temel sorunlardan biri de burada yatıyor: Kararlar kişisel ilişkiler üzerinden alınıyor, kamuoyundan ise bu ilişkilerin doğruluğuna inanması bekleniyor. Oysa milli takımın geleceği, federasyon başkanının kişisel güvenine bırakılamayacak kadar önemli. Montella döneminin sonu elbette kapsamlı bir muhasebeyi gerektiriyordu. Fakat Dünya Kupası ve Uluslar Ligi’nde alınan kötü sonuçların nedenleri kadar, 2024 Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek finale ulaşan takımın hangi kazanımlarının korunması gerektiği de tartışılmalıydı. TFF ise bu muhasebenin sonuçlarını kamuoyuyla paylaşmadan apar topar dört yıllık yeni bir başlangıç ilan etti. Oysa burada söz konusu olan, bir antrenör tercihinin doğruluğundan çok daha önemli bir mesele var: Bu oyuncu kuşağının geleceği. Türkiye, uzun yıllar sonra Avrupa futbolunun en üst seviyesinde kendisine yer edinmiş bu kadar geniş bir oyuncu grubuna sahip. Bu futbolcuların kariyerlerindeki en verimli yılları milli takımda nasıl değerlendirecekleri, önümüzdeki dönemin en önemli sorusu. Dayanışmaya çağrı! 31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver. 📰 E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku... 🔊 Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle... 🚫 Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan. Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi İndir, Oku, Dinle... 📰 E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku... 🔊 Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle... 🔑 Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
Sergen Yalçın bu jenerasyona ne vadediyor? - Onur Özgen
Türkiye Futbol Federasyonu, kendi yönetim kadrosunu bir arada tutmakta zorlandığı günlerde A Milli Takım’ın geleceğini dört yıllığına Sergen Yalçın’a emanet etti. Riva’daki imza töreninin asıl çelişkisi...
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…