Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr - Her şey Fransa’da bir markette başladı. Oğlunu ziyarete giden Canan Urhan , öğrenci evinde kalan gençlere akşam yemeği hazırlamak istedi. Ama rafların önünde elleri boş kaldı. Tek kelime Fransızca bilmediği için paketlerdeki yazıları okuyamıyor, tuzla şekeri, yağla kremayı birbirinden ayıramıyordu. Kendimi çok atıl, yaşlı hissederek eve döndüğünü anlatan Urhan, o gün bir karar verdi. Türkiye ’ye döner dönmez Fransızca öğrenecekti. Başladığı Fransızca kurs, oğlunun yeni bir daireye taşınmasıyla kesintiye uğradı. Urhan, evi tutmasına ve eşya almasına yardım etmek için yeniden Fransa’ya gitti. Bu kez bir üniversitenin yabancı öğrencilere açtığı dil kursuna yazıldı. Sınıftakilerin hepsi kendinden gençti ve çoğu dile belli bir seviyede hâkim olarak gelmişti. Urhan ise neredeyse sıfırdan başlıyordu. “ Sınıfın en kötü öğrencisiydim ” diyen Urhan, gece gündüz çalıştı, her üç ayda bir yapılan sınavlara girmeyi sürdürdü. Bu süreçte eşinin desteğini de hep yanında hissettiğini söyledi. Haberin Devamı Haberin Devamı EĞİTİM SONRASI EVİNİN BİR BÖLÜMÜNÜ ATÖLYEYE ÇEVİRDİ Kelimeleri pekiştirmek için komşusu Carolle ile kahve içmeye başladı ve Carolle bir peynir üreticisiydi. ‘Fransız komşuma bizim ülkemizin en güzel peynirlerinden birer seçki yapıp götürüyordum’ diyen Urhan, "Bir gün bana kendisinin üretmiş olduğu tarzda peynirleri niçin Türkiye’den hiç getirmediğimi sordu. Ben de bizim ülkemizde bu tarz peynirler üretilmediğini söyledim. O da bana niçin bu peynirleri ülkemde üretmeyi düşünmediğimi sordu ama bu hiç bilmediğim bir konuydu, öyle ki en ufak bir fikrim dahi yoktu" şeklinde konuştu. Haberin Devamı Ancak komşusu, en iyi dostlarından biri olmuştu ve ona önce dil okulunu bitirmesini, ardından bir peynir eğitimi almasını önerdi. Eğitimden dönünce evinin bir bölümünü küçük bir atölyeye çevirdi. Ancak denemeler beklediği sonucu vermedi ancak vazgeçmedi. Bu kez işi tam öğrenmeden dönmeyeceğine söz vererek yeniden Carolle’ün kapısını çaldı. Haftalarca onun evinde kaldı, atölyesinde gönüllü çalıştı. Carolle de bildiği her şeyi titizlikle paylaştı. Haberin Devamı Haberin Devamı Artık istediğine yakın sonuçlar almaya başladığını söyleyen Urhan, “Daha sonra yine Fransa’da bu kez farklı peynirlerin yapım tekniklerini incelemek üzere değişik bölgelerde üretilen peynirleri araştırmaya başladım. Bu atölyelerle Fransa’da yaşayan dostum, arkadaşım sevgili Sibel vasıtası ile bağlantılar kurduk beni atölyelerine kabul ettiler ürünlerinin olgunlaşma süreçlerini izlememe izin verdiler. Tüm bu gözlemlerim ve eğitimler sonucunda üretmiş olduğum peynirler tamamen bize özel peynirler oldu. Her gözlemlediğim üretimden başka bir sonuç çıkardım böylece Miralem Peynirleri doğmuş oldu” şeklinde konuştu. Haberin Devamı Haberin Devamı ‘TÜRKİYE’DE ÜRETİLEN BİR PEYNİR FRANSA’DA ÜRETİLENLE AYNI LEZZETTE OLAMAZ’ Her bölgenin iklim şartları değişik olduğunu dile getiren Canan Urhan , “Bölgedeki flora ile beslenen süt hayvanlarının sütlerindeki lezzet ve yağ oranları değişir. Hatta mevsime göre bile değişebilir. Nem ve ısı farklılıkları da bölgelere göre değişir, doğal olarak üretilen peynirlerin de lezzeti de farklı olur. Çünkü olgunlaşma şartları farklılık gösterir. Bölgemizin şartlarına uyan süt hayvanlarından üretilen peynirler de elbette diğerlerinden farklı oluyor. Peynirlerimiz Avrupa’da üretilen peynirler ile anlattığım sebeple de aynı lezzette olamaz. Türkiye’de üretilen bir peynir Fransa’da üretilen bir peynir ile aynı özelliklere sahip olamaz, bu sebeple Türk Peynirleri diyoruz. Biz ayrıca baharatı da seven bir milletiz ve peynirlerin içinde de keyifle tüketiyoruz. Ürünlerimizi tadanlar bu konuda da memnuniyetlerini dile getiriyorlar” ifadelerine yer verdi. Haberin Devamı Ürünlerin isimlerini sorduğumuz Canan Urhan, “Aşiran adlı ürünü çalışıyorken birkaç denemeden sonra reçetesine yeni karar vermiştim ama oldukça uzun bir deneme yanılma sürecinde ilerliyordum. Bu arada küçük bir radyom vardı küçücük atölyemde kendi kendime çalışıyorken sevgili Sertap Erener’in LAL adlı şarkısı çalmaya başladı. Sertap Hanım o şahane sesi ile ‘Ağlasa acem aşiran’ dediği zaman çok duygulandım çünkü ben de uzun zamandır beklediğim sonucu peynirlerimde henüz görebildiğim için sevinçten gözlerim dolmuştu ve bunun adının aşiran olmasına karar verdim” dedi ve ekledi: Haberin Devamı “Daha sonra farklı bir teknikle bir başka peyniri de sunmak üzere hazırladığım zaman yine anlamı olan bir isim arayışına girdim. Çok sevdiğimiz dostlarımızın kızlarının ismi Erendiz. Jüpiter anlamına geliyormuş eski dilde. Bizim de kızımız gibi sevdiğimiz Erendiz’e bu ismi bir çeşit peynirimize verebilir miyiz diye sorduğumda kocaman bir gülümseme ile olumlu yanıt alınca bu ismi de çok severek aldık.” ‘PEYNİR YAPIMI BENİM İÇİN BİR TUTKUYA DÖNÜŞTÜ’ ‘Yurtdışına gittiğim zaman hep peynir mağazalarını ziyaret ediyorum, tadım yapıyorum bu bana ürün gamımızı zenginleştirmek üzerine çok fikir veriyor’ diyen Urhan, “Her deneme hemen başarıya ulaşmıyor tabii ki üstelik üretilen bir peynirin olgunlaşma sürecini de düşündüğümüz zaman bir peyniri geliştirmek haftalarca da sürebiliyor bazen. Biz işletmeyi kurarken aslında sadece keçi peynirleri üretmeyi düşünmüştük ancak artık aradığımız kalitede keçi sütüne kolay ulaşamadığım için peynirlerimizi artık inek sütü ile üretiyoruz. Bu konuda şanslıyım atölyemize çok yakın bir noktadan hastalıktan ari ırk sertifikasına sahip çok temiz ve kaliteli bir süt üreticisi çiftlik ile çalışıyoruz” bilgisini paylaştı. Haberin Devamı ‘Hayatımın ikinci yarısında ilgilenmeye başladığım peynir yapımı benim için bir tutkuya dönüştü’ diyen Urhan, “Bu işi çok seviyorum ve daha yapacağım çok şey olduğunu düşünüyorum. Almak istediğim birçok eğitim , üretmek istediğim onlarca peynir çeşidi var. Çünkü yıllarca atölyemde hiç sıkılmadan öyle çok şey öğrendim ki kendi kendime. Deneyip yanıldığım her gün o yanılmadan çok şey öğrenerek çıktım. Hiç vazgeçmedim. Çok severek çalıştığınız bir işiniz varsa yorulsanız bile devam edebiliyorsunuz, ürettikçe vazgeçemiyorsunuz” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı: “Bir düşünce, bir hayal ile başlayan bir tutku oldu bende peynir üretmek ama çok fazla özveri ile bıkmadan çabaladım. Hayatlarının ikinci yarısında yeni bir başlangıç yapmak isteyen herkese öncelikle şunu söylemek isterim. Sevdiğiniz ya da sevebileceğiniz bir uğraşı seçmeniz gerek ,daha sonra da bu uğraşı üzerine kendinizi geliştirmenin yollarını bulmalısınız ve bunun kolay olmayacağını da bilmelisiniz."
Fransız komşusunun tek sorusu hayatını değiştirdi! Evinde başlayıp dünyaya açıldı
İzmir’de hayatının ikinci yarısında peynir üreticisi olan Canan Urhan’ın hikâyesi, “çok geç” diye bir şey olmadığını herkese gösteriyor. Fransa’da yaşadığı dil öğrenme mücadelesi sırasında tanıştığı peynir üreticisi bir komşusunun önerisiyle yeni bir yol çizen Canan Urhan, kendi peynir markasını kurdu. Aldığı eğitimleri, deneme yanılmayla geçen üretim sürecini ve yöresel lezzetleri harmanlayan Urhan, “Hiç vazgeçmediğini söyleyerek, ilham veren hikayesini anlattı.
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…