Kalp koruma planı tahlil kağıdındaki tek bir rakamın ötesine bakmayı gerektiriyor. Bu yazımızda kalbimizi geleceğe hazırlayan 4 adımı okuyacağız Yıllık kontrolünüzü yaptırdınız. Kan verdiniz, sonuçlarınızı aldınız. Kolesterolünüz normal sınırlarda. İçiniz rahatladı: "Demek ki kalbim sağlam!" Keşke bu kadar kolay olsaydı... Kolesterol değerlerinin iyi olması elbette sevindirici. Ancak kalp ve damar sağlığını yalnızca kolesterol sonucuyla değerlendirmek, bir evin sağlamlığını dış cephesine bakarak anlamaya benzer. Boyası güzel, pencereleri sağlam olabilir. Peki ya temel, tesisat, taşıyıcı kolonlar? Kalbinizin de böyle bir altyapısı var. Bağışıklık sisteminiz, metabolizmanız, karaciğeriniz ve hormonlarınız bu yapının önemli parçaları. Birinde başlayan aksaklık, zamanla diğerlerinin işini de zorlaştırabiliyor. Bu nedenle iyi bir kalp koruma planı, tahlil kâğıdındaki tek bir rakamın ötesine bakmayı gerektiriyor. Ama önce küçük bir hatırlatma: Laboratuvarın "normal" dediği değer, sizin için her zaman yeterli hedef olmayabilir. Özellikle daha önce kalp krizi geçirmiş, diyabeti veya damar hastalığı bulunan kişilerde hedefler farklılaşır. 1-İNFLAMASYONU GÖZDEN KAÇIRMAYIN İnflamasyon, vücudun savunma yanıtıdır. Bir enfeksiyonla mücadele ederken ya da bir yarayı onarırken gereklidir. Sorun, bu yanıtın düşük yoğunlukta ve uzun süre devam etmesidir. Damar duvarındaki kronik inflamasyon, damar sertliğinin gelişmesine ve mevcut plakların daha tehlikeli hâle gelmesine katkıda bulunabilir. Kolesterol taşıyan parçacıkların damar duvarında birikmesiyle inflamasyon birbirini besleyebilir. Buradan "Kolesterol önemsiz, asıl mesele inflamasyon" sonucu çıkarmayalım. İkisi de önemlidir. Gerektiğinde ölçülen yüksek duyarlılıklı CRP, yani hs-CRP, risk değerlendirmesine yardımcı olabilir. 2 mg/L'nin altındaki sonuçlar daha düşük inflamatuvar riskle ilişkilidir; 2 mg/L ve üzeri değerler kalp ve damar riski değerlendirmesinde ek bir uyarı kabul edilebilir. Ancak bu testin enfeksiyon sırasında yükselmesi, kalbinizde hastalık olduğu anlamına gelmez. Gerektiğinde iyilik döneminde tekrar ölçülür. Kan sayımındaki nötrofil/lenfosit oranı, yani NLR, ve alyuvarların büyüklük farklılıklarını gösteren RDW de bazı ipuçları verebilir. Fakat bu iki ölçüm için kalp hastalığından korunmayı garanti eden, herkes için kabul edilmiş bir "optimal rakam" yoktur. Unutmayın: Bir tahlil işaret verir; tanıyı tek başına koymaz. 2- ŞEKERİNİZİN YANINDA METABOLİZMANIZA DA BAKIN "Açlık şekerim normal, insülin direncim olamaz." Her zaman öyle değil. Vücut, daha fazla insülin üreterek kan şekerini bir süre normal sınırlarda tutabilir. Görünürde düzen sürerken, bu düzeni korumak için harcanan çaba artmış olabilir. Bel çevresinin genişlemesi, trigliseritlerin yükselmesi, HDL kolesterolün düşmesi ve tansiyonun artması birlikte değerlendirilmelidir. Peki rakamlar bize ne söylüyor? Açlık kan şekeri: Genel normal aralık 70–99 mg/dL kabul edilir. 100–125 mg/dL prediyabet aralığıdır. HbA1c: Diyabeti olmayan kişilerde %5,7'nin altı normal kabul edilir. %5,7– 6,4 prediyabet aralığıdır. Diyabet tanısı olanlarda tedavi hedefi ayrıca belirlenir. Trigliserit: Açlık ölçümünde 150 mg/dL'nin altında olması istenir. HDL kolesterol: Erkeklerde 40 mg/dL'nin, kadınlarda 50 mg/dL'nin altı düşük kabul edilir. Ancak HDL'yi ilaçla yükseltmek başlı başına bir tedavi hedefi değildir; yüksek HDL de diğer riskleri ortadan kaldırmaz. LDL kolesterol: İlk kalp krizi veya inmeyi önlemeye yönelik değerlendirmede, sınırda ya da orta riskli kişilerde hedef 100 mg/dL'nin altı, yüksek risklilerde 70 mg/dL'nin altıdır. Bilinen damar hastalığı bulunan ve çok yüksek risk taşıyan kişilerde 55 mg/dL'nin altı hedeflenir. Trigliserit/HDL oranı da metabolik durum hakkında fikir verebilir. Ancak herkes için geçerli, tanı koyduran tek bir optimal oran bulunmaz. Bu oranı kan şekeri ve HbA1c'nin yerine koyamayız. ApoB, damar duvarında birikebilen parçacıkların sayısı hakkında ek bilgi sağlar. Özellikle trigliserit yüksekliği, diyabet veya mevcut damar hastalığı olduğunda yararlı olabilir. Hedefi kişinin riskine göre belirlenir; yalnızca LDL/ApoB oranına bakarak parçacıkları "zararsız" ve "tehlikeli" diye ayırmak doğru değildir. Bir de lipoprotein(a), yani Lp(a) var. Büyük ölçüde genetik özelliklerle belirlenen bu değerin yetişkinlikte en az bir kez ölçülmesi öneriliyor. 50 mg/ dL veya 125 nmol/L ve üzeri sonuçlar artmış risk açısından dikkat gerektirir. Bunlar farklı ölçüm birimlerindeki eşiklerdir; birbirlerine sabit bir katsayıyla çevrilmemelidir. Bütün bu rakamların günlük hayattaki karşılığı ise oldukça açık: Daha fazla hareket, daha az şekerli içecek, liften zengin beslenme ve fazla kiloların azaltılması. 3- KARACİĞERİNİZİ KALBİNİZDEN AYRI DÜŞÜNMEYİN Karaciğer, metabolizmanın büyük çalışma merkezlerinden biridir. Yağların işlenmesinden kan şekerinin düzenlenmesine kadar pek çok görev üstlenir. Bu nedenle karaciğer yağlanması saptandığında meseleyi yalnızca karaciğerle sınırlı düşünmemek gerekir. Aynı kişide insülin direnci, yüksek trigliserit, fazla kilo ve yüksek tansiyon da bulunabilir. Kalp açısından önemli olan, çoğu zaman bu ortak tablodur. AST ve ALT gibi karaciğer enzimleri değerlendirmeye yardımcı olur. Örnek yetişkin erkek referans aralıkları ALT için 7–55 U/L, AST için 8–48 U/L'dir. Ancak laboratuvara, kullanılan yönteme ve cinsiyete göre sınırlar değişebilir; bazı değerlendirmelerde daha düşük üst sınırlar kullanılır. Bu rakamlar "kalbi koruyan optimal değerler" değildir. Üstelik karaciğer enzimlerinin normal olması, karaciğer yağlanmasını kesin olarak dışlamaz. Albümin için sık kullanılan referans aralığı 3,5–5,0 g/dL'dir. Albümin/globülin oranının ise kalp sağlığı açısından kanıtlanmış tek bir optimal hedefi yoktur. Bu ölçümler beslenme, karaciğer, böbrek ve bağışıklık sistemiyle ilgili bulgularla birlikte yorumlanır. Karaciğerinize iyi bakmanın temel adımları, kalbinize iyi bakmanın adımlarıyla büyük ölçüde örtüşür: Hareket etmek, fazla kiloları azaltmak, dengeli beslenmek ve alkol tüketimini gözden geçirmek. 4- HORMONLARI VE KAN DEĞERLERİNİ DOĞRU YORUMLAYIN Hormonlar kaslarımızı, yağ dağılımımızı, şeker metabolizmamızı ve damar işlevlerimizi etkiler. Menopoz geçişiyle birlikte kadınların kalp ve damar risk profilinde değişiklikler olabilir. Erkeklerde düşük testosteron düzeyleri de obezite ve metabolik sorunlarla birlikte görülebilir. Ancak hormonlar söz konusu olduğunda "Ne kadar yüksek, o kadar iyi" düşüncesi yanlıştır. Total testosteron için sağlıklı, obez olmayan 19–39 yaş erkeklerde, standardize ölçüm yöntemleriyle belirlenmiş referans aralığı yaklaşık 264–916 ng/dL'dir. Bu aralık, her yaştaki erkeğin ulaşması gereken bir tedavi hedefi değildir. Düşüklük şüphesinde belirtiler değerlendirilir, sabah ölçümü yapılır ve düşük sonuç ayrı bir günde doğrulanır. Testosteron tedavisi, sırf kolesterolü düzeltmek veya kalp hastalığını önlemek amacıyla başlanacak bir tedavi değildir. Estradiol için de bütün kadınlara uygulanabilecek tek bir optimal rakam yoktur. Adet döngüsünün evresi, menopoz durumu ve kullanılan ilaçlar sonucu belirgin biçimde değiştirir. Menopoz sonrasında yalnızca bir tahlil değerini gençlik düzeyine çıkarmak amacıyla hormon verilmez. Kan sayımındaki hematokrit, kan hacminin ne kadarını alyuvarların oluşturduğunu gösterir. Kullanılan laboratuvara göre değişmekle birlikte, örnek erişkin referans aralıkları erkeklerde yaklaşık %41–50, kadınlarda %36–47 olarak verilebilir. Düşük sonuç kansızlık gibi durumları, yüksek sonuç ise susuzluktan başka hastalıklara kadar farklı nedenleri düşündürebilir. Özellikle testosteron tedavisi alan kişilerde düzenli izlem önemlidir. KASLARINIZ YAŞLILIK SİGORTANIZDIR Yaşlılığa hazırlanmak yalnızca para biriktirmek değildir. Kas kuvvetini korumak da gelecekteki bağımsızlığımıza yapılan önemli bir yatırımdır. Çünkü ilerleyen yaşlarda yaşam kalitesini belirleyen temel beceriler arasında yürümek, merdiven çıkmak, alışveriş taşımak ve sandalyeden yardım almadan kalkmak bulunur. Yaşla birlikte kas kütlesi ve kuvveti azalabilir. Hareketsizlik, hastalıklar ve uzun süre yatakta kalmak bu kaybı hızlandırabilir. Günlük işlerin gerektirdiği güç değişmezken bedenimizin kapasitesi düşebilir. Bu nedenle kasları korumaya günlük hareketler zorlaşmadan başlamak önemlidir. Direnç antrenmanı, kasların ağırlık, direnç bandı veya vücut ağırlığına karşı çalıştırılmasıdır. Düzenli ve kişinin kapasitesine uygun uygulandığında kas kuvvetini artırmaya, hareket becerilerini geliştirmeye ve günlük işleri kolaylaştırmaya yardımcı olur. Amaç ağır yükler kaldırmak değil, yaşamın gerektirdiği hareketleri güvenle sürdürebilmektir. Kasları güçlendirmek için spor salonuna gitmek şart değildir. Kontrollü biçimde sandalyeden kalkıp oturmak, duvara karşı şınav yapmak ve direnç bandıyla çalışmak başlangıç seçenekleri olabilir. Egzersizin zorluğu kişinin durumuna göre belirlenmeli, zaman içinde kademeli artırılmalıdır. Süreklilik, kısa süreli yoğun çabadan daha değerlidir. Direnç çalışmaları kemik sağlığını destekleyebilir, kan şekerinin düzenlenmesine katkı sağlayabilir ve uyku kalitesini iyileştirebilir. Ancak tek başına bütün sağlık sorunlarını önlemez. Yürüyüş gibi dayanıklılık etkinlikleri ve denge çalışmaları da sağlıklı yaşlanmanın parçalarıdır. Yeterli beslenmek, protein ihtiyacını karşılamak ve dinlenmek kas sağlığını destekler. Hastalığı, ağrısı veya hareket kısıtlılığı bulunan kişiler egzersiz programını sağlık uzmanıyla planlamalıdır. Başlamak için geç olduğunu düşünmek yerine, mevcut kapasiteye uygun küçük adımlarla ilerlemek değerlidir. Kaslar yaşlılığın tek güvencesi değildir; fakat bağımsız yaşamın önemli desteklerinden biridir. Bugün koruduğumuz kuvvet, yarın kendi işimizi yapabilmemize yardımcı olabilir. Hedef yalnızca daha uzun yaşamak değil, yaşadığımız yıllarda hareket edebilmek ve hayata katılabilmektir. TATLIYI REDDETMEYİN SİSTEMİ DEĞİŞTİRİN Sağlıklı beslenmek, tatlıdan vazgeçmek anlamına gelmez. Bazen yapılması gereken, tatlının tabağınızdaki rolünü değiştirmektir. Büyük bir tatlının yanına birkaç meyve eklemek yerine, meyveyi merkeze alıp küçük miktarda tatlıyla tamamlayabilirsiniz. Böylece keyiften vazgeçmeden dengeli seçimler yapabilirsiniz. Çilek veya armut dilimlerine birkaç ceviz ve biraz bitter çikolata ekleyebilirsiniz. Fırınlanmış elmayı tarçın, yoğurt ve yulafla tamamlamak da bir seçenektir. Meyveler lif ve mikrobesinler, kuruyemişler doymamış yağlar ve bir miktar protein sağlar. Yoğurt ise protein ve kalsiyum katkısı sunabilir. Ancak sağlıklı malzemeler, sınırsız porsiyon anlamına gelmez; ceviz ve çikolata da enerji içerir. İkinci Elli'de hedef, yasaklarla yorulmak yerine sürdürülebilir alışkanlıklar geliştirmektir. Sevdiğiniz tatlıyı ara sıra küçük porsiyonlarla yemek, beslenme düzeninizi bozduğunuz anlamına gelmez. Diyabetiniz varsa meyve dahil toplam karbonhidratı kişisel beslenme planınızla değerlendirin. Balın da şeker içerdiğini unutmayın. Tatlınızı yavaş yiyin, tadını fark edin ve doyduğunuzda bırakın. Hayatın tadını azaltmadan tabağınızın dengesini değiştirebilirsiniz. Çikolata sahnede kalsın, başrolü meyve üstlensin; keyif ve denge aynı tabakta buluşsun.
Kalbinizin geleceğini 4 adımda koruyun
Kalp koruma planı tahlil kağıdındaki tek bir rakamın ötesine bakmayı gerektiriyor. Bu yazımızda kalbimizi geleceğe hazırlayan 4 adımı okuyacağız Yıllık kontrolünüzü yaptırdınız....
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…