Cumhuriyet, 100’lü yaşlarında ilerlemeye devam ediyor. Ataerkil kan bağına dayalı monarşik sistemin aksine, egemenliğin kaynağını hanedan soyunda değil eşit yurttaşların siyasal tercihlerinde arayan Cumhuriyet rejimi, Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde 103 yıl önce bugün ilan edildi. Elbette eksiği gediği vardı; yıllar içinde de sivil ve askeri birçok darbeyle zayıflatılarak bugünlere geldi. Klasik bir Cumhuriyet tarihi anlatısı yerine bu kez Güney Amerika ve Balkanlar’da gezinerek merceği kendimize çevirelim. Çünkü nihayetinde Cumhuriyet tartışması, bugünkü siyasal çelişkiler içinde bir yerlere oturmalı. Diğer türlüsü soyut bir Cumhuriyet nostaljisinden ibaret olur ve zaten Türkiye’nin reklamlarıyla meşhur sermaye sınıfından sıra kimseye gelmez. Brezilya ve Sırbistan seçimleri, sağın yenilgisi açısından dünya genelinde sol-demokrat kamuoyuna umut oldu. Kuşkusuz Türkiye için de bu seçimlerden alınacak dersler var. Bununla birlikte her ülkenin kendine özgü koşulları olduğunu ve bir ülkede başarılı olan stratejinin başka bir ülkede aynı sonucu garanti etmediğini baştan not etmek gerek. Sırbistan’daki erken genel seçimlerde zafer Öğrenci Listesi’nin oldu. Bu alışılageldik bir muhalefet tarzı değildi. İki yıl önce 16 yıl kişinin yaşamını yitirdiği Novi Sad tren istasyonundaki facianın ardından kitleselleşen öğrenci hareketi en temelde yolsuzluğa, çürümeye, ihmalkârlığa, liyakatsizliğe ve cezasızlığa karşı demokratik, şeffaf ve hesap verebilir bir siyaset talep etti. Öğrenciler iki yıl boyunca kitlesel ve geniş çevreleri etkisi altına alan gösteriler düzenledi. Akademisyeninden çiftçisine, doktorundan sporcusuna, sanatçısından işçisine toplumun tüm kesimleri sürece dahil oldu. Hükümetin kontrolündeki medyanın kendilerine dönük karalayıcı kampanyasını ülkenin kırsal kesimlerini yürüyerek ve bazen de bisikletle gezerek, insanlara tek tek dokunarak boşa düşürdü öğrenciler. Bu sayede farklı kuşakları yan yana getirebildiler. Lider merkezli siyaset yerine yatay ve kolektif bir tarzla siyaset yürüten öğrenci hareketi, tek bir siyasetçinin ya da siyasi elitin etrafında değil, halkın arasında büyüdü ve meşruluk kazandı. Ülkenin demokrasiyle ilgili sorunlarını halkın gündelik talepleriyle birleştirdiler. Yarattıkları seferberlik seçime katılım oranını da artırdı. Çünkü hem değişim umudu yayıldı hem de yurttaşın bireysel sorumluluğu arttı. Sonunda da yüzde 52,7 oy alan Öğrenci Listesi, Sırbistan’ı 12 yıldır yöneten Aleksandar Vucic ’in başını çektiği iktidar bloğunu yenilgiye uğrattı. Vucic'in listesi oyların anca yüzde 39’unu alabildi. Sırbistan’da bundan sonra ne olur, bilinmez. Önemsiz değil elbette ama ayrı bir konu. Vucic’i deviren siyasi hareketin bazı temel konularda fikir birliği içinde olmadığı, net bir ideolojik hatta ilerlemediği biliniyor. Belki ilerleyen dönemlerde eleştirmek de gerekecek. Belki de içlerinde bir bölünme yaşanacak. Tüm bunları zamanla öğreneceğiz. Fakat şimdilik değişimin dinamikleri, muhalefetin hareket tarzı, oluşan enerji ve sonunda kazanılan başarı incelenmeyi hak ediyor. Brezilya’nın solcu lideri Lula da Silva ise oldukça zorlu bir seçim maratonundan zaferle çıkmayı bildi. İlk tur sonuçları kısmi bir karamsarlık yaratsa da ikinci tur öncesi hem Brezilya halkının ABD-İsrail destekli Bolsonaro ailesine karşı gösterdiği demokrat refleks hem de Lula’nın doğru hamleleri, Latin Amerika ülkesini uçuruma sürüklenmekten kurtardı. Lula, ilk tur sonuçlarının ardından kampanyasını farklı bir kulvara taşıdı. Demokrasi ve genel ekonomik göstergeler üzerinden kurduğu kampanyanın onu sınırladığını görünce, sokağa ve dijital mecralara yüklendi. İşçi Partisi, tüm sosyal medya ağlarını ve mesajlaşma uygulamalarını çok etkili bir şekilde kullandı. Bunun yanında Lula’nın haftalık çalışma saatlerini düşürme ve gelir kaybı olmadan haftada iki gün izni teminat altına alması; hafta sonu ücretsiz ulaşım ve çeşitli sosyal güvence vaatleri, arkasındaki halk desteğini büyüttü. Günün sonunda Lula, kendi tabanının desteğini artırırken Bolsonaro ailesinin dönüşünden kaygı duyan kesimleri de daha yoğun düzeyde sandığa götürerek ve ilk tura göre oylarını yaklaşık 10,4 milyon artırarak devlet başkanlığı seçiminde ipi bir kez daha önde göğüsledi. Rakibi Flavio Bolsonaro (Jair Bolsonaro’nun oğlu) ise seçimden sonra soluğu ABD’de aldı. Başta dediğimiz gibi, Brezilya ve Sırbistan seçimleri, ister iktidarda ister muhalefette olsun, aşırı sağ tehlikeye karşı gelişen direncin sandıkta başarıya ulaştığını göstermesi bakımından dikkate değer. Aynı zamanda umut tazeleyici bir yönü de var. Türkiye’de de tarihsel bir kavşaktan geçerken, ülkemizde şartların daha zorlu olduğunu bilerek bu ülkelerden alınacak derslere odaklanmalıyız. Fakat içinde bulunduğumuz tarihsel momentte, her ülkede geçerli bazı gerçekler var. Halklar farklı bir gelecek istiyor. Bu tek başına bir demokrasi ve hukuk sorunu değil. Bu onurlu ve güvenceli bir yaşam arayışı. Bu bölüşümü, paylaşımı ve temsiliyeti yeniden ele almak gerektiğine işaret ediyor. Bunlara dair yeni şeyler söylenmeli. Halkın memnuniyetsizliği tek başına başarı getirmiyor, onun örgütlenmesi ve harekete geçirilmesi gerekiyor. Demokrasi mücadelesini bu arayışla birleştiren, doğru siyaseti doğru kadrolarla yürüten hareketler başarıya daha yakın. Cumhuriyet’i ikinci yüzyılında yeniden kazanmanın yolu da halkın siyasal egemenliğini toplumsal eşitlik ve güvenceli yaşamla birleştiren sol bir çıkıştan geçiyor.