Merkez Bankası , politika faizini yüzde 37’den 36’ya indirdi. Para politikası kararlarını değerlendirirken yalnızca risklere odaklanmak yerine, reel ekonominin gidişatını ve ileride ortaya çıkabilecek darboğazları göz önünde bulundurmak gerekiyor Merkez Bankası , Ocak 2026'dan sonra ilk kez politika faizinde değişikliğe gitti. Faiz yüzde 37'den yüzde 36'ya indirildi. Kimileri mevcut enflasyonu ve küresel gelişmeleri gerekçe göstererek bu faiz indirimini eleştiriyor. Ben aynı görüşte değilim. Evet, enflasyonla mücadelede hedeflediğimiz noktadan uzağız. Evet, savaş kaynaklı yüksek petrol fiyatları enflasyon için risk oluşturuyor. Evet, Fed 'in faiz artırması bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri döviz kuru açısından sıkıştırıyor. Bu hususların enflasyon üzerinde belirli riskler oluşturduğuna şüphe yok. Ancak para politikası kararlarını değerlendirirken yalnızca mevcut risklere odaklanmak yerine, reel ekonominin gidişatını ve ileride ortaya çıkabilecek darboğazları da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Hele bu olası sıkıntıların dönüp dolaşıp dezenflasyonun kendisini de tehlikeye atma ihtimali varsa... İNDİRİMİN GEREKÇELERİ Birincisi, yüksek reel faizin iç talebi etkileme gücü sınırına dayanmış durumda. İç talep zaten son üç çeyrekte belirgin biçimde yavaşladı. Ayrıca fon piyasasındaki türbülansın yol açabileceği negatif servet etkisini de göz önünde bulundurmak lazım. Bu etkinin yansımasıyla talepteki yavaşlama önümüzdeki dönemde daha da sertleşebilir. Talebi baskılama amacıyla reel faizi olması gerekenden daha yüksek tutmak çok anlamlı değil. İkincisi, reel ekonomide hissedilir bir zorlanma var. Sanayide kan kaybediyoruz. İmalat PMI rakamları 30 aydır eşik değerin altında. Mevcut koşulları dikkate aldığımızda ihracat rakamları fena değil gibi gözüküyor. Ama rekabet gücü gerilerken ihracat performansının ne kadar sürdürülebilir olabileceği bir soru işareti. Bankacılıkta tahsili gecikmiş alacaklar şu an aşırı tehlikeli noktalara gelmemiş olabilir. Ama kredi yapılandırmalarına normalin çok ötesinde başvurulduğu gerçeğini atlamamak lazım. Sanayisizleşme girdabına savrulmamız, işsizliğin artmasına neden olabileceği gibi dezenflasyon sürecini de olumsuz etkileyebilir. Küresel tedarik zincirlerinin köklü bir dönüşümden geçtiği, her ülkenin kendi sanayisini korumaya çalıştığı bir dönemdeyiz. Böylesine kritik bir eşikte üretim kaslarımızın zayıflaması, ulusal güvenliği bile tehdit edebilir. Bu gelişmeler ve unsurlar dikkate alındığında faiz indirimine neden gerek duyulduğu daha net anlaşılacaktır. Merkez Bankası'nın kararındaki tek hata iletişim tarafında yapıldı denebilir. Karar metninde fon türbülansından bahsedilmedi. Bu türbülans sadece yatırım ve serbest fonları etkilemedi. Hisse senetleri, özel sektör tahvilleri, BES ve döviz piyasası da yaşananlardan etkilendi. Dolayısıyla ortada finansal istikrarı ilgilendiren bir durum var. Merkez Bankası, kendi politika alanı içerisinde bu türbülansın yayılmasını engellemeye yönelik likidite hamleleri yapmış olsa da karar metninde bu hadisenin para politikası, finansal istikrar ve dezenflasyon süreci açısından ne anlama geldiğine vurgu yapması beklenirdi. *** SERMAYE PİYASASI DİNAMİKLERDEN KOPMAMALI Fon piyasasındaki türbülansa çözüm getirmeyi amaçlayan kanun teklifi, bu hafta TBMM'de kabul edilerek yasalaştı. Bu arada, konunun muhatabı olan bazı kamu kurumlarının üst yönetimlerinde değişikliğe gidildi. Bir taraftan mevcut sorun yumağını çözmek için adımlar atarken, bir yandan yaşananların muhasebesini hakkıyla yapmak gerekiyor. Türkiye'nin uzun yıllardır bankacılık alanında sıkışıp kalan finansal sistemini sermaye piyasalarıyla çeşitlendirmeye ve derinleştirmeye ihtiyacı vardı. Ancak maalesef sermaye piyasalarının gelişim süreci düzgün bir patikada ilerlemedi. Hem şirketler hem de yerli yatırımcılar nezdinde sermaye piyasalarına yönelik koronavirüs salgını döneminden itibaren yükselen yoğun ilgi yönetilemedi. Finans sisteminin bankacılığa aşırı bağımlı kalması ne kadar sıkıntılıysa, sermaye piyasalarının reel ekonomiden ve değerlemelerden kopuk biçimde yükselmesi de en az o kadar sorunludur. Sağlıklı bir piyasa yönetişimi için kağıt üzerindeki düzenlemelerin tek başına yetmediğini, denetim ve gözetim mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesinin ne kadar hayati olduğunu acı bir tecrübeyle gördük. Sistemi daha güçlü, çevik ve cesur bir kurumsal yapı eliyle ehlileştirmeli ve etkinleştirmeliyiz. Öte yandan küresel tahvil ve hisse senedi piyasalarında biriken riskleri de yakından izleyerek, çok da uzak olmayan bir gelecekte patlak verebilecek küresel bir şoka karşı hazırlıklı olmalıyız.
Reel faizi yüksek tutmak anlamlı değil
Merkez Bankası, politika faizini yüzde 37’den 36’ya indirdi. Para politikası kararlarını değerlendirirken yalnızca risklere odaklanmak yerine, reel ekonominin gidişatını ve ileride ortaya çıkabilecek darboğazları göz önünde bulundurmak gerekiyor
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…