Mabel Matiz, Manifest müzik grubu ve Tolga Akış hakkında yöneltilen müstehcenlik suçlamaları, ifade ve sanat özgürlüğü ile yaşam tarzına müdahale tartışmalarını gündeme taşıdı. Avukat Mustafa Atahan Öztürk, soruşturmaların bireylerin yaşam biçimlerini de kısıtladığını belirterek, “Bir kimse veya bir grubun kendi oluşturmak istediği ahlak anlayışı kimseye dayatılamaz” dedi. Son dönemde şarkı sözleri, müzik klipleri, sahne performansları ve sosyal medya paylaşımları üzerinden gündeme gelen müstehcenlik suçlamaları, ifade ve sanat özgürlüğü ile bireylerin yaşam biçimlerine müdahale tartışmalarını beraberinde getirdi. Konuyu Cumhuriyet’e değerlendiren avukat Mustafa Atahan Öztürk, soruşturmaların ifade ve sanat özgürlüğü ile yaşam alanlarının kısıtlanmasına neden olduğunu belirtti. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 226. maddesinin geniş bir düzenleme olduğunu ve içeriği gereği soyut, sınırları belirsiz bir alanı kapsadığını ifade eden Öztürk, maddenin farklı fiilleri ve bunlara ilişkin farklı koşulları düzenlediğine dikkat çekti. ‘AHLAK ANLAYIŞI KİMSEYE DAYATILAMAZ’ Müstehcenlik kavramının demokratik toplum düzeni ve değerlerine göre incelenmesi gerektiğini belirten Öztürk, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bir içeriğin müstehcen olup olmadığına ilişkin değerlendirme, yalnızca kişisel ahlak anlayışına veya belirli kesimlerin tepkisine dayandırılamaz. Aynı zamanda bir kimse veya bir grubun kendi oluşturmak istediği ahlak anlayışı kimseye dayatılamaz. Bu sebeple; soruşturmalarda ilgili içeriğin bütünü ve bağlamı dikkate alınmalıdır.” Bir davranışın ahlaka aykırı bulunmasının o davranışı kendiliğinden suç haline getirmeyeceğini vurgulayan Öztürk, ceza hukukunda kanunilik ilkesinin esas olduğunu belirterek, “İnsanlar hangi davranışlarının suç oluşturduğunu öngörebilmeli; suçun sınırları uygulayıcının kişisel kanaatine göre genişletilememelidir” dedi. ‘SANAT ESERLERİNİN HEDEF ALINMASI POLİTİK AMAÇ GÜDÜLDÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR’ Günümüzde başlatılan soruşturmalarda TCK’nin 226. maddesinin ikinci fıkrası üzerinden suçlama yöneltildiğine dikkat çeken Öztürk, “Soruşturma içeriklerinde ise sanat eserlerinin ve sanatçıların hedef alınması ise politik amaç güdüldüğünü göstermektedir” ifadelerini kullandı. Kanunun yedinci fıkrasında bilimsel eserler ile sanatsal ve edebî değeri bulunan eserler bakımından özel bir düzenleme bulunduğunu anımsatan Öztürk, bu kapsamda soruşturmaların sanat eserleri üzerinden yürütülmesinin ayrıca kabul edilemez nitelikte olduğunu belirtti. ‘MÜSTEHCEN OLANI KİM, NASIL BELİRLİYOR?’ Soruşturmalar kapsamında dikkat edilmesi gereken temel hususun müstehcenliğin kim tarafından ve nasıl belirlendiği olduğunu ifade eden Öztürk, “Soruşturmalarla da genel ahlak ve adap gibi soyut kavramlarla kimseler üzerinde soruşturma tehdidi oluşturulduğu görülmektedir” dedi. İfade ve sanat özgürlüğünün kısıtlandığını belirten Öztürk, müstehcenlik suçlamasıyla başlatılan soruşturmaların artık bireylerin kendi hayatlarını yaşayış biçimlerini de kısıtlayıcı hale geldiğini vurguladı. ‘DEVLETİN KORUYUCU ROLÜ DENETLEYİCİ ROLE DÖNÜŞÜYOR’ Soruşturmaların hukuki zeminden çıktığını savunan Öztürk, hem soruşturmaların yöneltildiği kişiler hem de toplum üzerinde devlet tarafından “izin verilen yaşam/eser” anlayışının ortaya konulduğunu ifade etti. Öztürk, “Hukuk, devlet-birey ilişkisinde ‘öteki’ oluşumu açısından araç haline getirilmektedir. Devletin, insan hakları ve özgürlükleri kapsamında koruyucu rolünün günümüzde denetleyici ve izin veren rolüne büründüğünü görmekteyiz” dedi. ‘BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLER İHLAL EDİLMEMELİ’ TCK’nin 226. maddesi kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda insan hakları ile özgürlüklerin temel alınması ve demokratik toplumun gereklerine uygun hukuki yorum yapılması gerektiğini belirten Öztürk, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “Son zamanlarda başlatılan soruşturmalara ise karşı çıkmaktayız. Toplumun değerleriyle birlikte hukukun araç olarak kullanılarak bireysel özgürlüklerin ihlal edilmemesini savunmaktayız.”
Müstehcenlik soruşturmalarıyla 'yaşam tarzına müdahale' tartışması
Mabel Matiz, Manifest müzik grubu ve menajeri Tolga Akış hakkında yöneltilen “müstehcenlik” suçlamaları ifade ve sanat özgürlüğü ile yaşam tarzına müdahale tartışmalarını alevlendirdi.
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…