ŞÜKRÜ ANDAÇ - “Lüks sektörü uzun süre insanların ne kadar fazla ödemeye razı olduklarına odaklanırken, gerçekten hangi ürünlerin bu ödenen yüksek bedellere değdiğini sorgulamayı ihmal etti” diyen Santoni ’nin CEO’su Giuseppe Santoni, “Ancak bugün lüks, değerini yalnızca ilan etmekle yetinmemeli, bu bedeli hak ettiğini kanıtlamalıdır” diyor. Haberin Devamı Haberin Devamı “Sessiz lüks” ifadesini ironik bulan Santoni, “Çünkü bugün bir trend olarak görülen yaklaşım, bizim 50 yıldır benimsediğimiz felsefemiz” diyor. Küresel daralma ve dev grupların sektördeki ağırlığının arttığı bir dönemde Giuseppe Santoni, logolardan arınmış kalite , Z kuşağı açılımı, aile şirketi hafızası ve “meraviglia” felsefesi üzerinden büyümenin formülünü anlattı... ■ Savaş gerginlikleri, Çin’de daralma, Avrupa’da durgunluk ve ABD’de faiz iklimi lüks kategorisini zorlarken, Santoni bu küresel yavaşlamadan nasıl etkileniyor? Haberin Devamı Lüksün önemli ve hatta bir bakımdan da gerekli bir yeniden dengelenme sürecinden geçtiğine inanıyorum. Sektör uzun yıllar boyunca olağanüstü büyüdü, ancak bugün müşteriler satın aldıkları ürünler konusunda daha seçici, beklentilerini de giderek yükseltiyor. Bunu bir sorun olarak görmüyorum. Aksine, bizi “daha iyisini yapmaya” teşvik ediyor. Belki de lüks sektörü, uzun süre insanların ne kadar fazla ödemeye razı olduklarına odaklanırken, gerçekten hangi ürünlerin bu ödenen bedele değdiğini sorgulamayı ihmal etti. Santoni olarak biz, her zaman olağanüstü kalite, yaratıcılık ve müşterilerimizle kurduğumuz son derece kişisel ilişkiler aracılığıyla değer yaratmaya inandık. Küresel gelişmeleri yakından takip ediyoruz, ancak belirsizlik dönemlerinin netlik ve tutarlılık gerektirdiğine de inanıyoruz. Bu süreçten güçlenerek çıkacak markaların, müşterilerine kendilerini tercih etmeleri için gerçek bir neden sunan markalar olacağını düşünüyorum. Lüks, değerini yalnızca ilan etmekle yetinmemeli, bu değeri hak ettiğini kanıtlamalıdır. Haberin Devamı Haberin Devamı ■ Logo odaklı lüksten “sessiz lükse” geçiş trendi işlerinize nasıl yansıdı? Haberin Devamı “Sessiz lüks” ifadesini biraz ilginç ve ironik buluyorum, çünkü bugün bir trend olarak görülen yaklaşım, bizim 50 yıldır benimsediğimiz felsefemiz. Santoni, kimliğini ortaya koymak için hiçbir zaman büyük logolara ihtiyaç duymadı. Ayakkabılarımızı formlarından, renklerinden, imzamız niteliğindeki “Velatura” tekniğimizle deriye kazandırılan işçilikten ve her birinin ardındaki insan emeği ve ustalığından tanıyabilirsiniz. Bence değişen, müşterilerin yaklaşımı. İnsanlar artık satın alacakları ürünleri daha dikkatli değerlendiriyor. Bir ürünün ardındaki kaliteyi, zanaatkârlığı, kültürü ve birikimi anlamak istiyorlar. Ancak burada bir ayrım da yapmak isterim: “Lüksün mutlaka sessiz olması gerekmez. Kendini ifade eden, eğlenceli, hatta şaşırtıcı da olabilir. Zarafetin fısıldaması şart değildir, ancak her zaman söyleyecek ilgi çekici bir şeyi olmalıdır.” Hedefimiz her zaman bir ürünün ötesine geçen bir şey yaratmak oldu. Güzellik, hayal gücü ve zanaatkârlık bir araya geldiğinde ortaya çıkan, İtalyanlara özgü o hayranlık, şaşkınlık, merak etme duygusunu, yani “meraviglia”yı yaratmak istiyoruz. Sonuçta, artisan (zanaatkâr) kelimesinin kökeninde art (sanat) sözcüğü yer alıyor. Bizim için zanaatkârlık da tam olarak budur: üretme sanatı. Haberin Devamı Haberin Devamı ■ “İtalyan işi”, yani Corridonia’daki (Marche) elde üretim modelini bozmadan küresel pazar payınızı ve üretim hacminizi artırmayı nasıl başarıyorsunuz, sihirli formülünüz var mı? Haberin Devamı Eğer bir başarı sırrımız varsa, o da bizim çalışanlarımızdır. Santoni, Corridonia’daki olağanüstü zanaatkâr topluluğunun birikiminden güç alarak büyüdü. Zanaatkârlık geçmişe ait bir meslek olarak görülmemeli, tam tersine geleceğin en heyecan verici mesleklerinden biri hâline getirilmeli. Santoni’de yalnızca zanaatkâr yetiştirmekle kalmıyoruz, potansiyellerini en üst düzeyde ortaya koyabilmeleri için tüm fırsatları sunuyoruz. Accademia dell’Eccellenza’nın temelinde de bu felsefe yatıyor. Burada yeni nesil, geleneksel bilgiyi yeni beceri ve teknolojilerle bir araya getirerek usta zanaatkârlarımızdan doğrudan öğreniyor. Bu genç yeteneklerin birçoğu eğitimlerinin ardından Santoni bünyesine katılarak yeni nesil zanaatkârların bir parçası oluyor. Ayrıca zanaatkârları, tasarımcıları ve teknik uzmanları sürekli bir diyalog içinde bir araya getiriyoruz. Yapay zekâ da dâhil olmak üzere yeni teknolojiler, süreçleri iyileştirmek, ürünler geliştirmek ve insan yeteneğini tekrarlayan işlerden özgürleştirmek için olağanüstü olanaklar sunuyor. Ancak neyin güzel olduğunu bize teknoloji söyleyemiyor. Bu yönü belirleyen kültür, duyarlılık ve deneyim oluyor. Haberin Devamı ‘Türkiye ilgi çekici, iş ortaklarımız güçlü’ ■ Santoni’nin Türkiye pazarıyla ilişkisini nasıl tanımlarsınız ve geleceğe yönelik ne gibi fırsatlar görüyorsunuz? Kaliteye, zanaatkârlığa ve kişisel stile gerçek bir değer veren Türkiye, son derece ilgi çekici bir pazar. Türk müşteriler trendleri yakından takip ediyor ve ne istediklerini çok iyi biliyorlar. Ülkenin en seçkin perakende iş ortaklarıyla çalışıyoruz, bunun için çok şanslıyız. İş ortaklarımız yalnızca bir dağıtım ağı değil, Türkiye’deki hikâyemizin vazgeçilmez bir parçası. Santoni’nin Türkiye’deki varlığının ve itibarının oluşmasında temel bir rol oynadılar. Burada elde ettiğimiz başarılara katkıları büyük. Geleceğe baktığımda, ikonik ayakkabılarımızdan Made to Order ve kişiselleştirme deneyimlerimize kadar Santoni dünyasının daha geniş bir yelpazesini Türk müşterilerle buluşturmak için büyük fırsatlar görüyorum. En büyük güç: ‘Bağımsızlık’ ■ Son dönemde lüks markalar art arda dev gruplar tarafından satın alınıyor. Santoni bağımsız kalmakta ısrarcı olacak mı? Bağımsız olmak, Santoni’nin en büyük güçlerinden biri olmuştur. Aile şirketi olmamız, kendi vizyonumuz doğrultusunda karar alma, geliştirilmesi yıllar sürebilecek projelere yatırım yapma ve yaratıcılık, zanaatkârlık ile girişimcilik arasında doğrudan bir bağ kurma özgürlüğü sağlıyor. Her şeyden önemlisi, bağımsızlık müşterilerimize karşı bağlılığımızı korumamıza olanak tanıyor. Kaliteden ödün vermek, yalnızca hissedarları memnun etmek amacıyla fiyatları artırmak ya da kısa vadeli finansal sonuçlar uğruna uzun vadeli ilişkilerimizi feda etmek zorunda değiliz. Müşterilerimiz bilinçli ve seçici. Değerin ne anlama geldiğinin farkındalar. Benim için bağımsızlığın asıl lüksü, en kolay ya da kısa vadede en kârlı seçenek olmasa bile doğru olduğuna inandığın şeyi yapabilme özgürlüğüdür. Z kuşağı alışkanlıkları ve Santoni! ■ Sneaker, rahat giyim kültürü, Z kuşağı ve gelecek denildiğinde bakışınız ve planlarınız nedir? Yeni nesillerin lüks kavramını yeniden tanımladığını düşünüyorum ve bu son derece ilgi çekici. Geleneksel kurallara daha az bağlılar. Resmi ve günlük giyim parçalarını bir arada kullanıyor, bireyselliğe değer veriyor ve tarzlarından ödün vermeden konforlu olmayı bekliyorlar. Santoni gibi bir marka için bu durum büyük fırsatlar yaratıyor. Geleneksel ayakkabı üretiminin teknik bilgi birikimini, kalitesini ve inceliğini daha çağdaş ürünlere taşıyabilecek uzmanlığa sahibiz. Aynı özen ve ustalıkla tasarlanıp üretildiği sürece bir sneaker da klasik bir ayakkabı kadar sofistike olabilir. Ancak genç tüketicileri taklit ederek onların ilgisini çekmeye çalışmanın doğru olduğuna inanmıyorum. Markaların genellikle tam da bu noktada kendi kimliklerini kaybettiğini düşünüyorum. Yeni bir nesle aitmiş gibi davranarak o nesil için anlamlı hâle gelemezsiniz. O nesle daha önce karşılaşmadığı bir şey sunarak bunu başarabilirsiniz. Bizi özel kılan: ‘Hafızamız’ ■ Erkek ayakkabısından kadın koleksiyonlarına, aksesuarlara ve marka iş birliklerine uzanan genişlemede Santoni DNA’sını nasıl koruyorsunuz? Evet, biz yalnızca bir ayakkabı markası değiliz. Hikâyemiz ayakkabıyla başladı, ancak 50 yılı aşkın sürede çok daha kapsamlı bir yapı geliştirdik: bize özgü bir üretim yaklaşımı. Buradaki asıl mesele, her sezon yeni bir anlatım dili yaratmak değil, kendine özgü karakterini koruyan bir dille ne kadar farklı şey anlatabileceğini keşfetmek. Yeni bir ürün kategorisine adım atarken, ayakkabılarımızı tanımlayan oranlara, şekillere, renklere, yapıya ve detaylara aynı özeni gösteriyoruz. Santoni adını yalnızca yeni bir ürünün üzerine koymakla ilgilenmiyoruz. O ürüne kendi bakış açımızı yansıtmak istiyoruz. İtalya’da çok güzel bir ifade var: “a regola d’arte”. Bir işin, onu bir sanat eserine dönüştürecek kadar derin bir bilgi, özen ve ustalıkla yapılmasını anlatıyor. İster bir ayakkabı ister bir çanta ya da bir giysi tasarlıyor olalım, hedefimiz ve felsefemiz her zaman işte bu. ■ Böylesine zorlu bir sektörde aile şirketi stratejisiyle var olmanın avantajları ve dezavantajları neler? Santoni’nin gelecek nesillere aktarılmasında bir sonraki adım yine aile yönetimi mi olacak? Bir aile şirketini özel kılan bir yanı vardır: “Hafıza”. Geçmişten bugüne taşınan hafızayla birlikte, ailemiz için asla taviz verilemeyecek değerleri de beraberinde getirir. Bu değerler piyasa trendlerine ya da finansal beklentilere göre şekillenmez ve belirlenmez. Kim olduğumuzun ayrılmaz bir parçasıdır ve aldığımız her karara yön verir. Gelenek ile büyüme arzusu arasında diyalog ■ Hafızanızı tazeleyip biraz geçmişe dönsek... Büyük zevkle. Ben ayakkabıcılığın ve üretiminin içinde büyüdüm. Babam Andrea, olağanüstü bir ayakkabı ustasıydı. Bana bir ürünü en temelinden anlamayı, yapısını, kullanılan malzemeleri ve ona hayat veren ellerin bilgi birikimini ve ustalığını dikkate alarak değerlendirmeyi öğretti. Her zaman aynı fikirde değildik. O, zanaatın kendisine derinden bağlıydı, ben ise bu bilgi birikimini alıp uluslararası bir lüks markası yaratmak istiyordum. Gelenek ile büyüme arzusu arasındaki bu diyalog, Santoni’nin bugünlerini şekillendiren temel unsur oldu. ■ Aile şirketi olmak, demiştik... Evet, aile şirketi olmanın avantajı her neslin işe sıfırdan başlamak zorunda olmamasıdır. Bilgi birikimini, değerleri ve sorumlulukları devralırsınız. Buradaki zorluk ise bu mirasın hiçbir zaman bir sınırlamaya dönüşmemesini sağlamaktır. Süreklilik, geçmişe bağlı kalmak ve mevcut olanı olduğu gibi korumak anlamına gelmez. Devraldığımız miras yalnızca takip etmemiz gereken bir yol haritası değil, onu daha ileriye taşıma sorumluluğudur. Her neslin, kendi yeniliklerini ortaya koyarak liderlik etme hakkını kazanması gerektiğine inanıyorum. Çocuklarım, bu şirketi var eden değerlerle büyüyor. Bu değerlerle ve şirketle bağlarını her zaman korumalarını diliyorum. Ancak süreklilik, geçmişte yapılanları olduğu gibi tekrarlamakla asla karıştırılmamalıdır. Bir şirketin geleceği kendini yenileyebilmesine, gelişmesine, yetenekli insanları bünyesine katabilmesine ve yalnızca bir işletmeyi değil, aynı zamanda bir kültürü de gelecek nesillere aktarma becerisine bağlıdır.
'Sessiz lüks bir trend değil 50 yıldır felsefemiz'
Lüks sektöründe küresel yavaşlama, değişen tüketici beklentileri ve büyük grupların artan ağırlığı markaları yeni bir sınavla karşı karşıya bırakıyor. İtalyan lüks markası Santoni’nin CEO’su Giuseppe Santoni’ye göre ise asıl mesele büyümekten çok, müşteriye ödediği bedelin karşılığını verebilmek. Büyük logolar yerine zanaatkârlık, kalite ve kalıcı değer üzerine kurulu bir anlayışı savunan Santoni, son yıllarda öne çıkan “sessiz lüks” kavramını da yeni bir trend olarak görmüyor. “Bugün bir trend olarak görülen yaklaşım, bizim 50 yıldır benimsediğimiz felsefemiz” diyen Santoni, aile şirketi olmanın sağladığı bağımsızlıktan Z kuşağına, yapay zekâdan Türkiye pazarına kadar markanın gelecek stratejisini anlattı. Santoni’ye göre lüks artık yalnızca yüksek fiyatını ilan edemez: “Bu bedeli hak ettiğini kanıtlamalıdır.”
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…