Tehdit piramidi - Piramit, hastalıkları, yaralanmaları, riskleri, sosyoekonomik faktörleri ve diğer tehditleri, zararın ciddiyetine göre (yani, kümülatif atfedilebilir DALY’lere göre) sınıflandırılmış olarak göstermektedir. Komisyon kriterlerini karşılayan büyük felaket ve yok olma potansiyeli taşıyan tehditler, yüzyıl sonuna kadar 1 milyardan fazla kümülatif DALY'ye yol açmaktadır. DALY = Engelliliğe Ayarlanmış Yaşam Yılı COVID-19 pandemisinden sonra uluslararası sağlık kuruluşları, bir sonraki pandemiye daha hazırlıklı olmaya yönelik konuları gündemde tuttular. Bir sonraki küresel sağlık felaketinin hangi virüsle başlayacağını, nerede ortaya çıkacağını, ne kadar hızlı yayılacağını sorguladılar. Lancet 'in yeni Komisyon raporu, belki de daha önemli bir başka soruyu sormanın zamanı geldiğini hatırlatıyor: İnsanlığın sağlığını tehdit eden tehlikeleri, neden yalnızca bir sonraki salgına hazırlanarak önleyebileceğimizi düşünüyoruz? The Lancet ’te 10 Ekim 2026’da yayımlanan 21. yüzyılda sağlığı tehdit eden küresel sorunlar raporu , bu dar bakış açısını değiştirmeyi öneriyor. Dünyanın dört bir yanından uzmanların katkısıyla hazırlanan rapor, 204 ülke ve bölgeye ilişkin verileri değerlendirerek, 2025-2100 döneminde insan sağlığı ve yaşamı açısından kritik öneme sahip 17 temel tehdit belirliyor. Liste, alışık olduğumuz halk sağlığı sorunlarının çok ötesinde: Nükleer savaş , yapay zekanın kötüye kullanılması, iklim değişikliği, hava kirliliği, antimikrobiyal direnç, pandemiler, çocukluk çağı yetersiz beslenmesi, obezite, ruh sağlığı sorunları, ekonomik eşitsizlik ve uluslararası kalkınma yardımlarındaki gerileme bunlardan sadece bazıları. Yüksek tansiyon, tütün ve alkol kullanımı, eğitime erişimdeki yetersizlik ve sağlıksız yaşlanma da bu çerçevenin içinde. Bu liste, gelecekte mutlaka yaşanacak felaketlerin bir takviminden ziyade, farklı risklerin bugünkü eğilimler sürerse nasıl sonuçlar doğurabileceğini ve hangi müdahalelerle bu sonuçların önlenebileceğini değerlendiren bir çerçeve sunuyor. Burada, olasılıkları ve sonuçları belirsiz olan, ancak gerçekleşmeleri durumunda etkileri olağanüstü büyük olabilecek tehditler söz konusu. Komisyonun asıl mesajı da geleceğin sağlık tablosunun, büyük ölçüde bugün alacağımız siyasi ve ekonomik kararlara bağlı olduğu yönünde. Bu mesaj bana, risk uzmanı Robert Charette ’in meşhur “ Risk yönetimi, gelecekte alınacak kararlarla değil, bugün almak zorunda olduğumuz kararların geleceğiyle ilgilidir” sözünü hatırlatıyor. SAĞLIK TÜM POLİTİKALARIN MERKEZİNDE Bu, aslında halk sağlığı disiplininin bilmediği bir gerçek değil. Halk sağlığının temel derslerinde sıkça altı çizildiği gibi, insanların sağlığını yalnızca hastalıklar ve sağlık hizmetleri belirlemez; gelir, eğitim, barınma, çalışma koşulları, beslenme, çevre ve toplumsal ilişkiler de en az bunlar kadar önemlidir. Yeni raporun katkısı, işte bu yaklaşımı yüzyılın sonuna uzanan küresel tehdit değerlendirmesine taşıması; özellikle de sağlığın, yalnızca hastanelerin, hekimlerin ve sağlık bakanlıklarının sorumluluğu olmaktan çıkıp ekonomi, dış politika, savunma, enerji, eğitim ve teknoloji politikalarının da merkezine yerleşmesi. Tehditlerin birbirinden bağımsız olmaması işi zorlaştırıyor: İklim krizi gıda güvensizliğini derinleştirebilir, yoksulluk hastalıklara karşı korunmayı zorlaştırabilir, savaşlar sağlık sistemlerini tahrip edebilir, uluslararası yardımların kesilmesi de zaten kırılgan olan toplumların bu sorunlarla baş etme kapasitesini daha da azaltabilir. Dolayısıyla sorunlara ayrı ayrı müdahale tasarlamak yeterli değil; tehditleri üreten ortak koşulları değiştirmekten başka çözüm yok. NÜKLEER SAVAŞ VE YAPAY ZEKA: FELAKETİN YENİ BOYUTLARI Raporun en çarpıcı yönlerinden biri; nükleer çatışma ile yapay zekanın kötüye kullanılmasını, insanlığın varlığını tehdit edebilecek riskler arasında değerlendirmesi. Rapor, nükleer savaşın sonuçlarının patlamaların ve doğrudan ölümlerin çok ötesine geçebileceğini belirtiyor. Büyük ölçekli bir nükleer çatışmanın atmosfere yayacağı parçacıkların, güneş ışığını azaltarak tarımsal üretimi ve küresel gıda sistemlerini ağır biçimde bozabileceği öngörülüyor. Sonuçta, çatışmaya doğrudan katılmayan ya da taraf olmayan ülkelerde milyonlarca insan açlık ve hastalıkla karşı karşıya kalabilecek. Yapay zeka açısından kaygı, teknolojinin kendisinden çok, kötü niyetli kullanımının yaratabileceği zararlara odaklanmış durumda. Bunlar arasında, biyolojik silah geliştirme kapasitesinin kötüye kullanılması gibi senaryolar da yer alıyor. Sorun, teknolojik ilerlemenin uygun güvenlik önlemleri ve yönetişim olmadan, mevcut tehditlerin etkisini artırabilmesi ya da yeni tehlikeler yaratabilmesidir. Rapora göre insanlık, 2100 yılına kadar yapay zekanın kötü niyetli kullanımı ya da nükleer bir çatışma sonucunda varoluşsal bir tehditle, hatta yok olma riskiyle bile karşı karşıya kalabilir. 17 tehdidin her biriyle ilişkili, belirsizlik aralıkları ile birlikte kümülatif beklenen önlenebilir DALY’ler DALY’ler 2025’ten 2100’e kadar kümülatiftir; kümülatif beklenen önlenebilir DALY’ler, her bir tehdit için olası en iyi ve olası en kötü senaryolar arasındaki kümülatif DALY farkını ifade eder. Beklenen önlenebilir yük, bir tehdidin alması gereken önceliği değil, önlenebilecek sağlık kaybını ölçer. Tehditler, büyüklüklerine göre sıralanmak yerine İngilizcede alfabetik olarak listelenmiş, çeviri sonrası yeniden sıralanmamıştır. Beklenen değeri daha düşük olan bir tehdit, özellikle felaket riskini barındırıyorsa ya da önemli etki yolları henüz nicelendirilmemişse, yine de acil eylem gerektirebilir. %95 belirsizlik aralıkları çizgilerle gösterilmiştir. Kırmızı çubuklar, türün yok olma potansiyeli olan tehditleri gösterir. *İklim değişikliği, yalnızca doğrudan sağlık etkilerini ifade eder; ekonomik bozulma, biyolojik çeşitlilik kaybı ya da diğer boyutları kapsamaz. *Obezite, yüksek BMI, yetersiz beslenme ve düşük fiziksel aktivite risklerinin bir araya gelmesini ifade eder. ÖNLENEBİLİR ÖLÜMLER NEDEN HALA ÖNLENEMİYOR? Komisyon, tehditleri yalnızca yaratabilecekleri zararlara göre değil, müdahale edildiğinde ne ölçüde azaltılabileceklerini de dikkate alarak değerlendiriyor. Bu, halk sağlığının temel ilkelerinden birini yeniden hatırlatıyor: Hastalık ve erken ölüm, her zaman kaçınılmaz biyolojik sonuçlar değildir, bunların önemli bir bölümü toplumsal koşullarla ve siyasi tercihlerle ilişkilidir. Bu çağda, çocukluk çağı yetersiz beslenmesinin önlenmesi için gerekli bilgi ve araçlara sahip olduğumuz halde, hala bu nedenle çocukların kaybedilmesi yüzyılın en büyük ayıbı. Çünkü sorun yalnızca ne yapılacağını bilmemek değil; bu müdahalelerin kimlere, hangi koşullarda ve ne ölçüde yapıldığıyla ilgili. ULUSLARARASI DAYANIŞMA NE ZAMAN LÜKS OLMAKTAN ÇIKACAK Raporun dikkat çektiği tehlikelerden biri de uluslararası kalkınma ve sağlık yardımlarındaki gerileme. Bu konu, sağlık hizmetlerinin finansmanına ilişkin teknik bir tartışmanın çok ötesinde. Düşük gelirli ülkelerde temel sağlık programları uluslararası finansman ve iş birliğinden etkileniyor. Kaynaklar kısıtlandığında, yalnızca bu programların küçülmesi değil; kazanılmış sağlık sonuçlarının kaybedilmesi ve önlenebilir ölümlerin artması da ortaya çıkabiliyor. Salgınlar başta olmak üzere birçok sorunun sınır tanımadığını biliyoruz. Dolayısıyla, bir ülkedeki sağlık sisteminin zayıflaması, diğer ülkelerin güvenliğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle küresel sağlık dayanışmasını bir hayırseverlik olarak görmek doğru değil. Dayanışma, ortak riskleri azaltmanın ve herkesin sağlığını korumanın en temel araçlarından biri. Dayanışmanın önündeki en büyük engeller ise, ortak hareket etme kapasitesini zayıflatan siyasi kutuplaşma, silahlanma yarışı ve uluslararası kurumlara yönelik güvensizlik. GELECEK KAÇINILMAZ DEĞİL Komisyon, önümüzdeki yıllar için üç temel eylem alanı öneriyor: Sağlık sistemlerini farklı tehditlere karşı hazırlamak, gerekli alanlarda yenilikçi çözümlere yatırım yapmak ve ortaya çıkan riskleri düzenli olarak izlemek. Ancak uygulanmaları, teknik kapasitenin yanı sıra siyasi irade, yeterli finansman, şeffaflık ve hesap verebilirlik gerektiriyor. COVID-19 bize, sağlık sistemlerinin ne kadar hazırlıksız yakalanabileceğini ve bir salgının ekonomik ve toplumsal yaşamı nasıl altüst edebileceğini gösterdi. Fakat pandemi deneyiminden çıkarılacak ders, yalnızca bir sonraki salgına daha iyi hazırlanmak olmamalı. Asıl ders, sağlık tehditlerinin birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve önleme kapasitemizin hastanelerle sınırlı kalamayacağını anlamaktır. Hekimlerin, savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğunu yalnızca politik bir tutum olarak değil, mesleki sorumluluklarının bir parçası olarak dile getirdiklerinde, hükümetlerce soruşturmalara uğradıklarını biliyoruz. Türkiye'de bunun çarpıcı bir örneğini 2018 yılında yaşadık. Türk Tabipleri Birliği, Afrin Harekatı sırasında yayımladığı “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklamada, savaşın insan yaşamı ve toplum sağlığı üzerindeki yıkıcı sonuçlarına dikkat çekmişti. Bunun üzerine TTB Merkez Konseyi üyeleri gözaltına alınmış; 11 hekim barış çağrısı içeren açıklamalar nedeniyle hapis cezalarına çarptırılmış , ancak 2022'de istinaf mahkemesinin kararıyla beraat etmişti. Geleceğe yönelik sormamız gereken soru şudur: Bir toplumda hekimler savaşın sağlık üzerindeki sonuçları konusunda uyarıda bulunduklarında bile cezalandırılabiliyorsa, o toplumun halk sağlığını koruma kapasitesi ve bilimin kamusal rolü ne durumdadır? Unutmamamız gereken, iklim politikası, barış, eğitim, sosyal koruma, bilimsel araştırma, güvenli teknoloji ve uluslararası dayanışmanın da birer sağlık politikası olduğu. Lancet Komisyonu ’nun ortaya koyduğu 17 tehditle ilgili şekillendirilen üç temel eylem, parlamentolarda alınan kararlarda, bütçelerde, uluslararası anlaşmalarda, çevre politikalarında ve toplumların dayanışma kapasitesinde belirlenecek. Lancet , Gazze’de sağlık hizmetlerinin ve insan yaşamının yıkıma uğratılması karşısında sessiz kalmamış; İsrail’in askeri operasyonlarını eleştiren değerlendirmeler yayımlamış ve açık eylem çağrılarında bulunmuştur. Buna karşın, bu Komisyon raporunda İsrail-Gazze çatışması ifadesi, sorumluluğu çok daha açık biçimde belirten Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ifadesiyle yan yana kullanılmaktadır. Bu tutarsızlık, meşru bir soruyu gündeme getiriyor: İnsan sağlığını tehdit eden savaşlar tanımlanırken kullanılan dil, sorumluluğu her durumda aynı açıklıkla ortaya koyuyor mu, yoksa bazı siyasi bağlamlarda daha belirsiz mi kalıyor? Halk sağlığı açısından terminoloji yalnızca bir üslup meselesi değildir. Sorumluluğun nasıl anlaşıldığını, şiddetin nasıl yorumlandığını ve savaşın insan sağlığı üzerindeki sonuçlarının nasıl ele alındığını da biçimlendirir.
Pandemiden çok daha fazlası: İnsanlığı tehdit eden 17 tehlike
Tehdit piramidi - Piramit, hastalıkları, yaralanmaları, riskleri, sosyoekonomik faktörleri ve diğer tehditleri, zararın ciddiyetine göre (yani, kümülatif atfedilebilir DALY’lere göre) sınıflandırılmış olarak...
Bu hikâyeyi paylaş.


Okuyucu yorumları (0)
Yükleniyor…